Logo
Çalışma Raporları
  • Çalışma Raporları
GÖÇ OLGUSU ve EĞİTİM PARADİGMASI ÇALIŞMA RAPORU
Göçler çağından önemli bir göç güzergahı olarak değerlendirebileceğimiz Türkiye’de göçle ilgili gerekli farkındalığa sahip fertlerin yetiştirilmesi, kültürel duyarlılık, kültürleri tanıma, saygı gösterme, iletişim kurma, meselelere daha evrensel bakabilme gibi becerilere bağlıdır. Toplumun hem özeti hem de mimarı olan okullardan ve dolayısıyla eğitim sistemlerinden bu noktada birtakım duyarlılıklar geliştirmesi beklenmektedir. Bu doğrultuda bu çalışmada yapılan tahlil ve tespitler ışığında bazı öneriler sunulmuştur. Bu önerilerde eğitimin temel unsurlarında göçe duyarlılığın nasıl geliştirilebileceği ele alınırken; açıklık, çoğulculuk, uluslararası bilinç, katılım, içerme, esneklik, kültürel duyarlılık, temsil ve aidiyet gibi kavramlar çerçevesinde yeni bir eğitim paradigması için ilkeler inşa edilmeye çalışılmıştır. Eğitim yönetimine, müfradata ve yetiştirilmek istenen insan niteliklerine ilişkin öneriler ile göçe duyarlı bir eğitim paradigmasının mahiyeti tasvir edilmeye çalışılmıştır.
Yazar: Cihan Kocabaş & Yusuf Alpaydın

DOI:
Hi̇ndi̇stan Vatandaşlık Yasası Deği̇şi̇kli̇ği̇ (CAA)’nın Hi̇ndu Mi̇lli̇yetçi̇li̇ği̇, İslamofobi̇/ İslam Karşıtlığı ve Uluslararası Hukuk Bağlamında İncelenmesi̇

Hindistan ne yazık ki son zamanlarda çeşitli tartışmalı olaylarla dünya gündeminde adından oldukça sık söz ettirmektedir. Bu tartışmalı olaylardan bazıları Hindu Milliyetçiliğinin yükselişi, Müslümanların ötekileştirilmesi ve damgalanması, Keşmir’in statüsünün değiştirilmesi, dini ayrımcılık yaratan Vatandaşlık Yasası Değişikliği (CAA) ve buna karşı gerçekleşen protestolardır. Ayrıca siyasi liderler tarafından kullanılan İslamofobik söylemler, Hindistan Halk Partisi’nin (BJP) fanatik Hindu destekçiler tarafından geleneksel ve sosyal medya aracılığıyla yaydıkları yanıltıcı ve Müslüman karşıtı içerikler de bu tartışmalı olayların yaşanamsına zemin hazırlamaktadır. Öte yandan ülkedeki Müslüman karşıtı söylemler ve olaylar 2014’te BJP hükümetinin iktidara gelmesiyle başlamış gibi gözükse de aslında bunun kökeni daha eski tarihlere dayanmaktadır. Bu çalışma kapsamında CAA iki bölüm altında analiz edilmiştir. Bu bağlamda raporun ilk kısmında, CAA’i ortaya çıkaran siyasi ve ideolojik arka plan ele alınmıştır. İkinci kısmında ise uluslararası hukuk tarafından çizilen sınırlar çerçevesinde CAA’nın uluslararası hukuka uygunluğu tartışılmıştır.

   
Yazar: Ayşenur Aygül & Mobassera Jahan Fatima

DOI:
Geçici Koruma Rejimleri ve Kalıcılığa Geçiş
Bu çalışma raporu özel olarak Türkiye’de ve genel anlamıyla uluslararası mülteci rejiminde geçici korumanın sonlandırılmasına ve geçicilikten kalıcılığa geçişte entegrasyonun hukuki boyutuna odaklanmaktadır. Çalışmada öncelikle uluslararası mülteci rejiminde geçici korumanın nasıl ele alındığı incelenerek, özellikle geçici koruma statüsünün sonlandırılması ve kalıcı çözümlere erişimin sağlanmasına yönelik tartışmalara değinilmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında Türkiye’deki mevzuat üzerinden Suriyeli mültecilere uygulanan geçici koruma rejimi, geçici korumanın hangi koşullarda sonlandırılacağı ve geçici koruma sonrası hangi politikaların öngörüldüğü/öngörülmediği üzerinde durulmuştur. Üçüncü kısımda ise farklı mevzuatlardan örnekler ile mültecilerin bulundukları ülkelerde kalıcı hukuki statülere erişimleri incelenmiş ve sonuç bölümünde bu tartışmalar ışığında bir değerlendirme ortaya konularak Türkiye’deki Suriyelilerin geleceği açısından önerilerde bulunulmuştur.
Düzensiz Göçmenlerin Sınırı Geçme Deneyimleri ve Kararlılıklarının Analizi: Pazarkule Sınır Kapısı Örneği
Yıllardır transit ve hedef ülke olarak uluslararası göçün odağında yer alan Türkiye, özellikle Suriye İç Savaşı’nın etkisiyle 10 yıldır yoğun bir göç akını ile karşı karşıyadır. Bu süreçte bir taraftan göçün etki ettiği alanlara ilişkin politikalar üretilmeye çalışılırken diğer taraftan terör faaliyetlerine karşı ulusal ve bölgesel güvenliğini sağlamak adına Suriye’de birçok sınır ötesi operasyon düzenlemiştir. Son yıllarda özellikle İdlib, diğer küresel ve bölgesel aktörler gibi Türkiye’nin de odak noktası olmuş ve operasyonlar bu bölgede yoğunlaşmıştır. Güvenlik temelli tehditlerin yanında çatışmaların etkisiyle İdlib nüfusunun 3,5 milyona ulaşması ve dolayısıyla Türkiye’ye yönelik olası yeni göç dalgası da şehrin Türkiye için öneminin göstergesidir.