
- Göç Araştırmaları Vakfı -
- 18 Nisan 2026
Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Suriyeliler için koyduğu “yüzde 80 geri dönüş” hedefi sonrası tartışmalar sürüyor. Peki ülkedeki Suriyeliler için insani koruma statüsü dışında hangi oturum seçenekleri var?
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, geçtiğimiz mart ayının sonunda yaptığı açıklamada, “hâlihazırda Almanya’da ikamet eden Suriyelilerin yaklaşık yüzde 80’inin ülkelerine geri dönmesi gerektiğini” ifade etmişti. Ancak bu durum, mevcut veriler ışığında pek mümkün görünmüyor. 31 Aralık 2024 tarihli verilere göre, Almanya’daki yaklaşık 975 bin Suriyeliden sadece 713 bini sığınmacı statüsünde bulunuyor. Öngörülen bu yüzde 80 oranına ulaşabilmek için farklı ikamet izinlerine sahip kişilerin, hatta muhtemelen çifte vatandaşlığı bulunanların dahi, ülkeyi terk etmesi gerekiyor.
Merz bu açıklamasını zamanla yumuşatmış olsa da şu soru hâlâ geçerliliğini koruyor: İnsani koruma statüsünün dayandığı gerekçeler ortadan kalkarsa, bu oturuma sahip olan kişiler hangi oturum seçeneklerine sahip olacak? Aslına bakılırsa, bu gerekçelerin ortadan kalkması ve toplu bir iptal kararının çıkması önünde ciddi engeller var. Ancak etkilenen kesimin büyük bir çoğunluğu için iltica hukukuna alternatif bir yol zaten mevcut: Herhangi bir başka ikamet izni türüne başvurmak. Bu, Suriyelilere verilen koruma statüsünün olası bir iptaline karşı sağlam bir hukuki güvence sağlar.
Almanya’da insani oturum iznine sahip olan kişiler için ülke içinden başka bir oturum iznine başvurmak her zamankinden daha kolay. Normal şartlarda yurt içinden yapılan başvurularda en büyük engeli vize eksikliği (İkamet Kanunu, AufenthG, madde 5, fıkra 2) ve reddedilen iltica başvurusu nedeniyle getirilen kısıtlama (AufenthG, madde 10, fıkra 3) oluşturuyor. Ancak insani oturum izni olan Suriyeliler için bu engeller geçerli değil. Bu kişilerin iltica başvuruları reddedilmediği gibi İkamet Yönetmeliği uyarınca (AufenthG, madde 39, fıkra 1), hâlihazırda geçerli bir oturum izni olan kişilerin yeni bir oturum izni alırken vize ibraz etmesine de gerek bulunmuyor. Dolayısıyla neredeyse tüm oturum izinlerine doğrudan yurt içinden başvurmaları mümkün.
Fakat bu imkân zamansal olarak sınırlı: Vize muafiyeti, yalnızca mevcut oturum izni devam ettiği sürece geçerli. Eğer koruma statüsü ve buna bağlı olarak insani oturum izni kısa süre içinde iptal edilir veya süresi dolarsa, tekrar vize prosedürü gerekir. Şam’daki Alman Büyükelçiliği’nin henüz yeni açılmış olması bu noktada büyük bir engel teşkil ediyor. Şu an işlemlerin çoğu hâlâ Beyrut Büyükelçiliği üzerinden yürütülüyor ve her vize kategorisinde aylar süren randevu bekleme süreleri bulunuyor. Bu nedenle, ilgili kişilerin şimdiden alternatif oturum izinlerine başvurmaları gerekiyor. Bu durum sadece tekil bireylerin değil, aynı zamanda Suriyeli iş gücüne ihtiyaç duyan işverenlerin de çıkarına. Aksi takdirde potansiyel bir iş gücü kaybı veya yasadışı istihdam nedeniyle hukuki sorumluluk/ceza riski (Alman Sosyal Kanunu, SGB III, madde 404) söz konusu olabilir.
Yaygın bir yanlış inanışın aksine başka bir oturum iznine başvurmak mevcut izni sona erdirmez. Bir oturum izninin sadece değiştirilebileceği mitinin İkamet Kanunu’nda hiçbir dayanağı bulunmaz. Gerekli şartlar sağlandığı sürece birden fazla oturum izni aynı anda verilebilir (bkz. 19 Mart 2013 tarihli Federal İdare Mahkemesi kararı). Yani Suriyelilerin insani oturum izinlerinden erkenden vazgeçmelerine gerek yok. Bu durumun tek istisnası, Suriyelilerde daha nadir görülen ve İkamet Kanunun 5. Maddesi, 25. Fıkrası uyarınca verilen oturum izinleridir. Bu izinler, ülkeden çıkışın mümkün olmadığı durumlarda verilir. Çünkü bu izin, hukuken kişinin sınır dışı edilme yükümlülüğüne bağlıdır ve bu nedenle diğer oturum izinlerine göre ikincil (tali) niteliktedir (bkz. 1 Nisan 2014 tarihli Federal İdare Mahkemesi kararı).
Süresiz Oturum İzni Sahiplerini Bekleyen Belirsizlikler Neler?
Buradaki asıl sorun, İkamet Kanunu’nun 52. maddesi uyarınca (AufenthG, Madde 52/1, bent 4 ve 5), süresiz oturumun bile iptal edilebilmesidir. Diğer oturum türlerinde insani koruma statüsüne sahip kişiler için öngörülen yasal istisnalar, süresiz oturum söz konusu olduğunda mevcut değildir. Böyle bir iptal kararının “takdir hatası içermeyecek şekilde” gerekçelendirilip gerekçelendirilemeyeceği ise şüphelidir, zira bu kişiler genellikle topluma ileri derecede entegre olmuşlardır. Yerleşim izni alabilmek için hâlihazırda yerine getirilmiş olan “geçimin büyük ölçüde güvence altına alınmış olması” ve “yeterli dil bilgisi” gibi asgari şartlar, iptal kararının aleyhine işleyen güçlü unsurlardır. Ancak, özellikle idari makamların takdir yetkisinin mahkemelerce sadece sınırlı düzeyde denetlenebildiği göz önüne alındığında, iptal olasılığının varlığı bile hak sahipleri için tek başına ciddi bir risk teşkil etmektedir. Bu risk, Merz tarafından önerilen hedef rakamların ikamet hukuku yoluyla fiilen dayatılması durumunda daha da belirginleşecektir.
Süresiz oturum iznine sahip olanlar için de tedbir amaçlı olarak paralel şekilde başka oturum izinlerine başvurmak teorik olarak mümkün. Ancak bu durum, İkamet Yönetmeliği’nin 39. maddesi uyarınca süresiz oturum izinleri için genel bir vize muafiyetinin bulunmaması nedeniyle zorlaşıyor. Eğer insani gerekçelerle verilmiş süresiz oturum izinleri geri alınırsa bu kişilerin durumu, süreli oturum iznine sahip olanlara kıyasla daha dezavantajlı hâle gelebilir.
Nitelikli İş Gücü Göçü: Gerçekçi Bir Çözüm mü, Sınırlı Bir Seçenek mi?
Medyada sık sık “Suriyeli nitelikli personel” başlıkları öne çıksa da nitelikli çalışan statüsünde oturum almak (AufenthG, madde 18a ve 18b), Almanya’daki yaklaşık bir milyon Suriyeli veya 700 bin koruma arayan kişi için her zaman gerçekçi bir seçenek değil. Federal İstihdam Kurumu’nun Eylül 2024 verilerine göre, Almanya’da çalışan yaklaşık 287 bin Suriyelinin 236 bini (yüzde 82’si) sosyal güvenlik primine tabi işlerde istihdam ediliyor. Ancak Mayıs 2024 verileri, bu primli çalışanların sadece yüzde 59’unun nitelikli personel statüsündeki işlerde çalıştığını gösteriyor. Bu rakamlar baz alındığında Almanya’daki Suriye vatandaşlarının yalnızca yüzde 14’ü nitelikli iş gücü göçü kapsamına giriyor. Hâlihazırda insani oturum izni olanlar arasında bu oran muhtemelen daha da düşük zira Almanya’da kalış süresi daha kısa olan Suriyeliler arasında nitelikli bir işte çalışanların oranı henüz istenen seviyede değil.
Ayrıca 45 yaşından itibaren, oturum hukukunda genel olarak belirlenen en yüksek asgari maaş şartı geçerli oluyor. Yasaya göre, 45 yaş ve üzeri kişilerin nitelikli personel oturumu alabilmesi için yıllık brüt en az 55 bin 770 avro (sosyal güvenlik prim sınırının yüzde 55’i) kazanması gerekiyor. Bu yüksek maaş sınırı, özellikle Alman iş piyasasına yeni giren yaşça büyük mültecilerin nitelikli personel statüsüyle oturum almasını imkânsız hâle getiriyor.
Eğer Alman iş piyasası sadece diplomaya odaklanmasaydı ve denklik sistemi bu kadar aşırı karmaşık olmasaydı başvuru yapabilecek kişi sayısı muhtemelen çok daha yüksek olurdu. IAB (İş Piyasası ve Meslek Araştırmaları Enstitüsü) verilerine göre, Suriyelilerin yaklaşık yüzde 91’i mülteci olmadan önce kendi ülkelerinde uzmanlık gerektiren veya daha üst düzey işlerde çalışıyordu. Buna karşın, BAMF’ın (Federal Göç ve Mülteciler Dairesi) 2023 “SoKo“ verileri, ilk kez iltica başvurusu yapan Suriyelilerin yalnızca yüzde 16,6’sının resmî bir mesleki eğitim veya yükseköğretim diplomasına sahip olduğunu gösteriyor.
Aradaki bu uçurum, sadece IAB’nin uzmanlık gerektiren iş tanımını çok geniş tutmasıyla açıklanamaz. Buna ek olarak Almanya’da kalış süresi kısa olanlar arasındaki düşük istihdam oranının bir sebebi de birçok kişinin hâlâ uzun ve yorucu bir denklik ve ek eğitim süreçlerinden geçiyor olmasıdır.
Alman iş piyasasına entegrasyondaki bu eksiklik özellikle insani göç söz konusu olduğunda kendini çok net gösteriyor. Çünkü klasik iş gücü göçünün aksine bu kişiler daha diplomalarının veya mesleki tecrübelerinin Almanya’da tanınıp tanınmayacağı bile belli olmadan ülkeye giriş yaptılar. Nitelikli insanların kendi uzmanlık alanlarının çok altında işlerde çalışmak zorunda kalmasıyla oluşan bu “mesleki statü kaybı” durumunun benzer örneklerini bugünlerde Ukraynalı mültecilerde de sıklıkla gözlemliyoruz.
İstihdam Odaklı Diğer İkamet İzinleri Neler?
Nitelikli iş gücü göçünün yanı sıra çalışmaya dayalı başka oturum izinleri de mevcut. Ancak bu tür iş gücü göçü için tek bir oturum izni çeşidi bulunmuyor. Aksine, bir dizi karmaşık ve ayrıntılı düzenleme (özellikle İstihdam Yönetmeliği hükümleriyle bağlantılı olarak İkamet Kanunu madde 19c, fıkra 1) mevcut.
İlk bakışta, “belirgin mesleki deneyime sahip kişilerin istihdamı” (madde 19c, fıkra 2) Suriyeliler için uygun bir seçenek gibi görünebilir. Ancak pratikte bu şartları yerine getirmek oldukça zordur. Çünkü bu oturum türü, bir meslek veya yükseköğretim diplomasının yanı sıra yıllık brüt 45 bin 630 Euro (sosyal güvenlik prim tavanının yüzde 45’i) asgari maaş şartı koşmaktadır. Buna karşılık, yaklaşık 20 bin Suriyeliyi ilgilendirebilecek olan “serbest çalışma/kendi işini kurma” (madde 21) iznine başvurmak çok daha kolay.
Eğer bir kişinin istihdam edilmesinde bir “kamu yararı” varsa, yetkili makamlar madde 19c, fıkra 3 uyarınca istisnai olarak oturum izni verebilir. Bu madde, çalışan Suriyelilerin durumunu iş göçü hukuku üzerinden güvence altına almak için idareye belli bir hareket alanı tanımaktadır. İdarenin bu konuda daha pratik bir çözüm olarak kişinin mevcut çalışma süresine veya Almanya’daki kalış süresine (madde 19c, fıkra 3) odaklanmayı değerlendirdiği anlaşılıyor. Bu formüle göre iki yıl boyunca sigortalı bir işte çalışan veya üç yıldır yasal olarak Almanya’da ikamet eden Suriyeliler detaylı bir inceleme sürecine gerek kalmadan çalışma amaçlı oturum izni alabilir.
Bu, aslında makul bir uzlaşma yolu gibi görünse de Federal İdare Mahkemesi’nin güncel kararlarıyla çelişiyor. Çünkü mahkeme, bu kolaylaştırıcı düzenlemenin insani oturum iznine sahip kişilere uygulanmasını reddediyor (Bkz. Federal İdare Mahkemesi, 21.08.2018 tarihli kararı; güncel Aşağı Saksonya Yüksek İdare Mahkemesi, 18.04.2024 tarihli kararı). Dolayısıyla, bu yolun hukuken sağlam bir zemine oturması ancak İstihdam Yönetmeliği’nde yapılacak net bir düzenleme veya değişiklikle mümkün olabilir.
Mesleki Eğitim (Ausbildung): Statü Değişikliği İçin Başka Bir Çıkış Yolu
Kısa vadede başka bir oturum izni alamayan Suriyeliler için mesleki eğitime başlamak bir seçenek olabilir (İkamet Kanunu, Madde 16a). Eğitim başarıyla tamamlandıktan sonra bu statüyü doğrudan “nitelikli personel oturumuna” dönüştürmek mümkün. Ancak hukuki açıdan bunun ön koşulu kişinin aylık gelirinin en yüksek BAföG (Almanya’da öğrencilerin eğitim masraflarını karşılamak için devlet tarafından verilen burs) oranından (güncel olarak 959€) daha fazla olmasıdır. Özellikle eğitim gelirinin düşük olduğu branşlarda bu şart ciddi bir engel teşkil edebilir.
Destekleyici işverenler açısından ise asıl belirleyici olan eğitim bittikten sonra ödenmesi gereken maaşın işletme için sürdürülebilir olup olmayacağıdır. Bu nedenle mesleki eğitim yolu, genellikle personel ihtiyacı çok yüksek olan ve bu maaşları ödemeye mecbur kalan sektörlerde tercih edilecektir. Ancak özellikle sağlık alanında Suriyeli personeli “nitelikli ama ucuz yardımcı işçi” olarak kullanma düşüncesinden kesinlikle vazgeçilmelidir.
Çalışma hayatı dışındaki oturum seçenekleri ise oldukça kısıtlı. Ailevi nedenlerle oturum hakkı; eşleri, ebeveynleri veya reşit olmayan çocukları alternatif bir oturum hakkına (AufenthG, madde 29 ve devamı), Alman vatandaşlığına (AufenthG, madde 28) veya Avrupa Birliği vatandaşlığına (başta AB Serbest Dolaşım Yasası, madde 2 olmak üzere) sahip olan kişiler için söz konusu olabilir. Ayrıca üniversite eğitimi amacıyla oturum izni almak da (AufenthG, madde 16b) mümkün. Ancak bu durumda eğitimle eş zamanlı olarak çalışmanın yalnızca kısıtlı ölçüde yasal olduğu göz önünde bulundurulmalı.
Göç Yönetiminde Proaktif Yaklaşım
Yabancılar daireleri, potansiyel başvuru sahiplerinin sayısını asla hafife almamalı. Şimdiye kadar alternatif oturum izinleri için yapılan başvuruların sayısı nispeten düşük kalmış görünse de mülteci statülerinin iptal edilme ihtimali yaklaştıkça başvuru sayılarında ani ve devasa bir artışın yaşanması kaçınılmaz olacaktır. Tam da bu nedenle, kendisini “etkili bir hizmet sağlayıcı” olarak gören bir göç yönetimine ihtiyaç var. Bu yönetim, durumu sorunsuz olduğu açıkça belli olan vakalarda kişileri “nitelikli personel” statüsüne geçiş imkânları hakkında şimdiden bilgilendirmelidir. Böyle bir yaklaşım sayesinde gelecekteki başvuru yığılmaları zamana yayılarak dengelenebilir ve aynı zamanda ilgili kişilerin yaşadığı belirsizlik ve tedirginlikler giderilebilir.
Zaten çoğu zaman aşırı iş yükü altında ezilen yabancılar daireleri göz önüne alındığında bu konudaki sorumluluk sadece onlarda değil, elinde temel kişisel verileri bulunduran ve bu tür bilgilendirme kampanyalarını hayata geçirebilecek olan üst düzey eyalet makamları ile Federal İstihdam Kurumu’ndadır.
Sistemin Dışında Kalanlar: Kırılgan Grupları Bekleyen Tehlike
Özellikle üniversite eğitimi amaçlı oturum ve aile birleşimi gibi seçeneklerin önündeki en büyük engeli “geçimini sağlama” şartı oluşturuyor. Başvuru sahiplerinin temel geçim masraflarını prensip olarak hiçbir devlet yardımı almadan kendilerinin karşılayabilmesi gerek. Pratikte bu asgari tutar vatandaşlık parası, sosyal yardım veya öğrenciler için BAföG gibi temel desteklerin standart oranlarına göre belirlenir. Çok çocuklu aileler için bu şart aşılması imkânsız bir duvara dönüşebilir. Zira geçim hesaplaması yapılırken sadece başvuran kişinin değil, aynı hanede yaşayan tüm aile bireylerinin toplam ihtiyacı baz alınır.
Bu durumdan en çok etkilenenler ise çocuğunu yalnız büyüten ebeveynlerdir. Almanya’nın pek çok yerinde kreş ve çocuk bakım imkânlarına erişimin hala çok kısıtlı olması nedeniyle bu kişilerin çalışma kapasiteleri zaten sınırlıdır. Benzer bir tabloyu şu an Almanya’daki birçok Ukraynalı yalnız ebeveyn kadında da gözlemliyoruz.
Sonuç olarak, iş piyasasında zaten daha az şansı olan “kırılgan gruplar” bu alternatif oturum haklarından büyük ölçüde mahrum kalmaktadır: Bakım sorumluluğu olan kadınlar, bakmakla yükümlü olduğu çok sayıda çocuğu olanlar ve engellilik nedeniyle çalışma gücü sınırlı olan kişiler. Bu gruplar için çalışmaya dayalı bir oturum statüsüne geçmek hem hukuken hem de fiilen imkânsız hâle gelmekte, diğer seçenekler ise geçim şartına takılmaktadır.
Almanya’da yaşayan Suriyelilerin hangi oturum haklarına sahip olacağı, nihayetinde mülteci statülerinin iptali ve geri gönderme uygulamalarının uzun vadede nasıl şekilleneceğine bağlı. Eğer Federal hükûmet, Merz’in telaffuz ettiği hedef rakamlara en ufak bir bağlılık gösterecekse, idarenin bu hassas ve savunmasız grupları en baştan odağına alması gerekecektir. Statülerin toplu olarak iptal edilmesi; Suriyeliler, işverenler ve zaten kapasitesinin üzerinde çalışan yabancılar daireleri dahil olmak üzere tüm taraflar için devasa bir zorluk ve kriz anlamına gelecektir.
NOT: Bu yazının Almanca aslı Verfassungsblog tarafından yayımlanan yayımlanmıştır. Orijinal içerik Verfassungsblog tarafından sağlanmıştır ve Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercümesi yayımlanmaktadır.
Kaynak: Perspektif EU: https://perspektif.eu/2026/04/18/almanyada-suriyelilerin-gelecegi-geri-donus-tartismasi-ve-oturum-secenekleri/
