
- Göç Araştırmaları Vakfı -
- 14 Nisan 2026
Almanya’da aile üyelerine sağlanan primsiz sağlık sigortasının daraltılmasına yönelik tartışmalar sürerken aşırı sağcı AfD’nin Türkiye ile 1964’te imzalanan sosyal güvenlik anlaşmalarını hedef alması dikkat çekiyor. Türk işçilerin yurt dışında yaşayan aile fertlerinin sağlık hizmetlerinden yararlanması üzerinden yürüyen tartışma, sistemin mali yükü ile “eşitlik” meselesini yeniden gündeme taşıyor.
Almanya’daki zorunlu sağlık sigortası sistemi ciddi mali zorluklarla karşı karşıya. Artan maliyetler, yaşlanan nüfus ve süregelen reform tartışmaları siyasi partilerin farklı çözüm önerileri geliştirmesine yol açıyor. Bu tartışmaların son halkasında ise aşırı sağ parti Almanya için Alternatif (AfD) tarafından yapılan ve özellikle Türk işçiler ve ailelerini kapsayan uluslararası sosyal güvenlik anlaşmalarına yönelik eleştiriler öne çıkıyor. Konunun sağlıklı değerlendirilebilmesi için hem mevcut durumun hem de tarihsel arka planın birlikte ele alınması gerekiyor.
Tartışamanın Başlangıç Tarihi 1961’deki Misafir İşçi Alımı
Bu düzenlemelerin kökeni 1961 yılına uzanıyor. O dönemde Federal Almanya Cumhuriyeti “ekonomik mucize” olarak anılan hızlı büyüme sürecindeydi ve ciddi bir iş gücü açığı bulunuyordu. Bu ihtiyacı karşılamak amacıyla Türkiye ile işçi alım anlaşması imzalandı.
Türk işçilerin Almanya’da çalışmasının önünü açan bu adım, ekonomik kalkınmaya önemli katkı sağladı. Bunu 1964 yılında imzalanan sosyal güvenlik anlaşması izledi. Söz konusu anlaşma, işçilerin ve ailelerinin sosyal haklarını düzenlerken sağlık sigortası alanında da önemli bir çerçeve oluşturdu.
Almanya’daki Sigorta ile Türkiye’deki Aileler Nasıl Korundu?
Anlaşmanın en dikkat çekici yönlerinden biri Almanya’da yaşamayan aile fertlerinin de güvence altına alınmasıydı. O yıllarda birçok işçi ailesini Türkiye’de bırakmıştı. Bu nedenle, işçinin Almanya’da prim ödemeye devam ettiği, aile fertlerinin ise Türkiye’de sağlık hizmetlerinden yararlanabildiği bir sistem kuruldu.
T/A belgeleri üzerinden işleyen bu modelde sağlık hizmetlerinin maliyeti ilgili ülkelerin kurumları arasında karşılıklı olarak paylaşıldı. Bu düzenleme, Almanya’nın ihtiyaç duyduğu iş gücünü çekmesinde önemli bir teşvik unsuru oldu.
Zamanla tablo değişti. İşçilerin büyük bölümü Almanya’da kalıcı hâle geldi, aile birleşimi vizesi ile gelenlerin sayısı arttı. Ancak o dönemde yapılan anlaşmalar yürürlükte kalmaya devam etti. Bugün ise bu düzenlemelerin hâlâ geçerliliğini koruyup korumaması gerektiği tartışılıyor.
Aile Üyelerine Sağlanan “Ücretsiz Sigorta” Bitiyor mu?
Tartışmanın merkezinde yasal sağlık sigortasının mali durumu yer alıyor. Sistemin yaklaşık 15 milyar avroluk bir açık verdiğine yönelik değerlendirmeler, reform ihtiyacını gündeme taşıdı. Bu kapsamda, geliri olmayan eşlerin primsiz sigorta (Mitversicherung) kapsamından çıkarılması da tartışılan seçenekler arasında bulunuyor. Bu durumda aylık yaklaşık 225 avroluk prim ödenmesi gerekebileceği ifade ediliyor.
Bu noktada AfD, özellikle Türkiye ile yapılan sosyal güvenlik anlaşmalarının hâlâ özel düzenlemelere imkân tanıdığını savunuyor. Parti, yurt dışında yaşayan aile fertlerinin belirli koşullarda sağlık hizmetlerinden yararlanmasının Almanya’daki sigortalılar için kesintilerin tartışıldığı bir dönemde “eşitsizlik” yarattığını öne sürüyor ve anlaşmaların gözden geçirilmesini talep ediyor.
Ancak konu, siyasi tartışmalarda sunulduğundan daha karmaşık bir yapıya sahip. Uzmanlar ve hükûmet temsilcileri, bu sistemin doğrudan “ücretsiz bir hizmet” olmadığını vurguluyor. Aksine, uluslararası sosyal güvenlik anlaşmaları çerçevesinde işleyen bir karşılıklı hesaplaşma mekanizmasına dayanıyor.
Bu sistemde ortaya çıkan maliyetler, ilgili ülkeler ve sosyal güvenlik kurumları arasında dengeleniyor. Benzer uygulamalar Avrupa Birliği içinde de mevcut; sigortalılar belirli koşullarda sınır ötesi sağlık hizmetlerinden yararlanabiliyor.
Devletin Elinde Net Veri Yok
Tartışmanın bir diğer boyutu ise veri eksikliği. Federal hükümet, uluslararası sigorta kapsamındaki vakaların toplam maliyetine ilişkin net ve kapsamlı veriler sunabilmiş değil. Bu durum, konunun objektif biçimde değerlendirilmesini zorlaştırıyor. Güvenilir ve ayrıntılı verilerin olmaması söz konusu düzenlemelerin gerçekten ciddi bir mali yük oluşturup oluşturmadığı sorusunu da açık bırakıyor.
1960’lı yıllarla bugünkü koşullar karşılaştırıldığında büyük bir dönüşüm dikkat çekiyor. Geçmişte öncelik işgücü teminiyken bugün finansman ve sosyal adalet tartışmaları öne çıkıyor. Başlangıçta işçilere destek amacıyla kurulan sistem, zamanla karmaşık bir uluslararası sosyal güvenlik yapısına dönüştü.
Uluslararası Anlaşması Değiştirmek Söylendiği Kadar Kolay Değil
Güncel tartışma, modern sosyal devletlerin temel bir sorununu da gözler önüne seriyor: Uluslararası anlaşmaların değişen koşullara uyarlanması kolay değil. Bu anlaşmalar uluslararası hukuk açısından bağlayıcı olduğu için tek taraflı olarak değiştirilemiyor veya feshedilemiyor. Herhangi bir değişiklik, ilgili ülkeler arasında müzakere gerektiriyor. Bu da süreci hem uzun hem de siyasi açıdan hassas hâle getiriyor.
Türk işçilerin sağlık sigortası etrafında şekillenen tartışma tarih, siyaset ve ekonominin nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. 1960’larda alınan kararlar bugün hâlâ etkisini sürdürüyor ve güncel politik tartışmaları şekillendiriyor. Asıl mesele sosyal adalet, mali sürdürülebilirlik ve uluslararası sorumluluk arasında dengeli bir çözüm bulabilmek. Tartışmanın yönü ne olursa olsun bu üç unsurun birlikte ele alınması kaçınılmaz görünüyor.
Kaynak: Perspektif EU: https://perspektif.eu/2026/04/14/almanyada-saglik-sigortasi-tartismasi-afdnin-hedefinde-turk-iscilerin-aileleri-var/
