
- Göç Araştırmaları Vakfı -
- 20 Haziran 2026
11 Haziran 2026 tarihinde yayımlanan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) 2025 yılı Küresel Eğilimler Raporu, zorunlu göç hareketlerinin ulaştığı boyutu ortaya koyması bakımından önemli veriler sunmaktadır. 2015 yılında 65,3 milyon olan zorla yerinden edilmiş kişi (IDPs) sayısı, yıllar içerisinde kesintisiz bir artış eğilimi göstererek 2023 yılında 116,3 milyon seviyesine, 2024 yılında ise 123,2 milyon ile tarihsel zirve düzeye ulaşmıştır. Bu artış eğilimi, 2012 yılı verileriyle karşılaştırıldığında zorla yerinden edilme vakalarının yaklaşık iki katına çıktığını ortaya koymaktadır (United Nations High Commissioner for Refugees [UNHCR], 2026).
2025 yılı sonunda yayınlanan rapora göre, dünya genelinde zulüm, çatışma, şiddet, insan hakları ihlalleri veya kamu düzenini ciddi şekilde bozan olaylar sonucunda zorla yerinden edilmiş kişi sayısının 117,8 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Bu sayı, 2024 yılına kıyasla 5,4 milyon kişilik (%4) bir azalmaya karşılık gelmekte ve son on yıl içerisinde dünyadaki zorunlu yerinden edilmiş kişi sayısında ilk kez gerileme yaşandığını ortaya koymaktadır (UNCHR, 2026, p. 8). Her ne kadar son on yılın ilk düşüşü kaydedilmiş olsa da mevcut sayıların halen son derece yüksek olduğu görülmektedir. Bu bağlamda, 2025 yılı sonu itibarıyla dünya üzerinde her 70 kişiden biri zorla yerinden edilmiş durumdadır. Bu durum, uluslararası toplumun göç ve iltica alanındaki sorunlarla mücadelede önemli mesafeler kat etmesine karşın siyasi istikrarsızlıkların ve insan hakları ihlallerinin milyonlarca insanı yerinden etmeye devam ettiğini göstermektedir (UNHCR, 2026, p. 8). UNHCR verilerine göre zorla yerinden edilmiş nüfusun en büyük bölümünü 68,7 milyon kişi ile ülke içinde yerinden edilmiş kişiler oluşturmaktadır. Dünya genelindeki toplam mülteci sayısı ise 41,6 milyon olarak kaydedilmiştir. Ayrıca yaklaşık 9 milyon kişinin sığınma başvurusunda bulunduğu ve 4,5 milyon kişinin vatansız durumda olduğu belirtilmektedir (UNHCR, 2026, p. 2-6). Bu veriler, uluslararası koruma ihtiyacının yalnızca sınır aşan hareketlilikten ibaret olmadığını, aynı zamanda ülke içinde yerinden edilme ve vatansızlık gibi farklı boyutları da içerdiğini ortaya koymaktadır.
Rapor, küresel mülteci nüfusunun belirli ülkelerde yoğunlaştığını göstermektedir. Dünya genelindeki mültecilerin ve uluslararası koruma ihtiyacı duyan diğer kişilerin yaklaşık %70’i altı kaynak ülkeden gelmektedir. Bu ülkeler sırasıyla Venezuela (6,4 milyon), Ukrayna (5,2 milyon), Suriye (4,9 milyon), Afganistan (3,7 milyon), Sudan (2,8 milyon) ve Güney Sudan’dır (2,4 milyon) (UNHCR, 2026, p. 25). Bu tablo, zorunlu göç hareketlerinin büyük ölçüde uzun süreli çatışmalar ve siyasi krizlerle bağlantılı olduğunu göstermektedir. Özellikle Suriye, Afganistan ve Sudan örnekleri, çatışmaların yıllar boyunca devam etmesinin kitlesel yerinden edilmeyi kalıcı bir soruna dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır. Öte yandan, mültecilere ev sahipliği yapan ülkeler incelendiğinde, mülteci yükünün ağırlıklı olarak gelişmekte olan ve Dünya Bankası sınıflandırmasına göre düşük ve orta gelir grubunda yer alan ülkeler tarafından üstlenildiği görülmektedir. Kolombiya 2,8 milyon kişi ile ilk sırada yer alırken; Almanya 2,7 milyon kişi ile ikinci sırada bulunmaktadır. Türkiye toplam 2,4 milyon mülteci ve uluslararası koruma ihtiyacı bulunan kişiye ev sahipliği yapmakta olup bu yönüyle dünyada üçüncü sırada yer almaktadır (UNHCR, 2026, p. 25-27).
Türkiye özelinde değerlendirildiğinde, Göç İdaresi Başkanlığı verilerine göre, 4 Haziran 2026 itibarıyla geçici koruma kapsamında bulunan Suriyeli sayısı 2.263.642’dir (T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı [GİB], 2026). Bununla birlikte, son yıllarda Suriyelilerin ülkelerine geri dönüşlerinde de belirgin bir artış gözlemlenmektedir. Nitekim Göç İdaresi Başkanlığı’nın Mayıs 2026’da yaptığı açıklamaya göre, gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli şekilde Suriye’ye geri dönenlerin toplam sayısı 667 bin 565’e ulaşmıştır (GİB, 2026). Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, geri dönüşlerin niceliksel boyutunun yanında niteliksel boyutunun da değerlendirilmesidir. Uluslararası mülteci hukukunda geri dönüşlerin güvenli ve gönüllü olması temel ilkeler arasında yer almaktadır. Dolayısıyla geri dönüş sayılarını tek başına olumlu bir gelişme olarak değerlendirmek yerine, geri dönen kişilerin Suriye’deki yaşam koşullarının sürdürülebilir olup olmadığının da incelenmesi gerekmektedir.
Türkiye’deki göç yönetimi yalnızca geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerden ibaret değildir. Göç İdaresi Başkanlığı verilerine göre, 2025 yılı sonu itibarıyla uluslararası koruma başvurusu yapan kişi sayısı 6.430 olarak kaydedilmiştir. Başvuru sahiplerinin uyruklarına göre dağılımına bakıldığında, ilk sırada 3.472 kişi ile Afganistan vatandaşları yer almaktadır. Afganistan’ı, 1.463 kişi ile Irak ve 585 kişi ile İran vatandaşları takip etmektedir. Diğer ülke vatandaşlarından yapılan başvuru sayısı ise 910 olarak kaydedilmiştir (GİB, 2026).
Aynı dönemde Türkiye’de ikamet izni ile bulunan yabancı sayısı ise 1.236.642 kişiye ulaşmıştır. Bu kişilerin 429.680’i kısa dönem ikamet izni, 172.791’i aile ikamet izni, 225.890’ı öğrenci ikamet izni ve 408.281’i diğer ikamet izni türleri kapsamında ülkede kayıtlı olarak bulunmaktadır. İkamet izni sahibi yabancılar arasında Türkmenistan, Azerbaycan, Suriye, İran, Ukrayna ve Rusya Federasyonu vatandaşları öne çıkmaktadır (GİB, 2026). Bu durum, Türkiye’nin yalnızca bir sığınma ülkesi değil, aynı zamanda eğitim, çalışma ve aile birleşimi gibi farklı nedenlerle tercih edilen önemli bir göç ülkesi hâline geldiğini göstermektedir.
Sonuç olarak UNHCR (2025) Küresel Eğilimler Raporu, küresel zorunlu yerinden edilme sayısında ilk kez bir azalma yaşandığını ortaya koysa da 117,8 milyonluk rakam insanlık tarihinin en büyük yerinden edilme krizlerinden birinin devam ettiğini göstermektedir. Türkiye ise hem coğrafi konumu hem de ev sahipliği yaptığı büyük mülteci nüfusu nedeniyle uluslararası koruma sisteminin en önemli aktörlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Bununla birlikte, sürdürülebilir çözümlerin yalnızca ev sahibi ülkelerin çabalarıyla değil, uluslararası dayanışma ve yük paylaşımı mekanizmalarının güçlendirilmesiyle mümkün olacağı açıktır.
KAYNAKÇA
Göç İdaresi Başkanlığı. (2026, 9 Mayıs). İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, göç yönetimi ve sınır güvenliğine ilişkin açıklamalarda bulundu. Erişim tarihi: 18 Haziran 2026, https://www.goc.gov.tr/icisleri-bakani-mustafa-ciftci-goc-yonetimi-ve-sinir-guvenligine-iliskin-aciklamalarda-bulundu
T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı. (2026, 6 Haziran). Göç İstatistikleri. Erişim tarihi: 18 Haziran 2026, https://www.goc.gov.tr/istatistikler
United Nations High Commissioner for Refugees (UNHCR). (2026). Global trends: Forced displacement in 2025. Erişim tarihi: 18 Haziran 2026, https://www.unhcr.org/media/global-trends-2025-report
United Nations High Commissioner for Refugees. (UNHCR). (2026). Figures at a glance. Erişim tarihi: 18 Haziran 2026, https://www.unhcr.org/about-unhcr/overview/figures-glance
* Bu çalışmada kullanılan “mülteci” kavramı, Türkiye’nin 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi sınırlama nedeniyle iç hukukta tanınan mülteci statüsünü ifade etmemektedir. Kavram, UNHCR raporlarında ve göç literatüründe kullanılan geniş anlamıyla, uluslararası koruma ihtiyacı bulunan ve zorla yerinden edilmiş nüfusu kapsayacak şekilde kullanılmıştır.
