Sena Özdemir, Araştırmacı Asistanı-İslam Düşmanlığı ile Mücadele Araştırmaları Merkezi(İDMAM)

Nefret Söylemiyle Mücadele Etkinliği: “Biz Domuz Yiyenlere Müdahale Etmiyoruz”

BM’de Türkiye-Pakistan ev sahipliğinde düzenlenen “nefret söylemiyle mücadele” yan etkinliğine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması damga vurdu.

21 Ekim 2019, Pazartesi
- Nefret Söylemiyle Mücadele Etkinliği: “Biz Domuz Yiyenlere Müdahale Etmiyoruz”

25 Eylül tarihinde Birleşmiş Milletler’de Pakistan Başbakanı İmran Han ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Nefret Söylemi” temalı bir yan etkinlik gerçekleştirdi. Etkinlikte bir araya gelen iki lider, nefret söylemi ve İslam düşmanlığı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. İslam düşmanlığının en yaygın şekli olan nefret söylemine karşı küresel olarak yapılması gerekenlere ilişkin tespitlerde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Hindistan’da inek eti yiyenlerin linç edildiği olaylar hakkında “Böyle bir saçmalık olabilir mi, biz de inek eti yiyoruz, bizim akıbetimiz ne olacak? Biz domuz eti yiyenlere müdahale etmedik” değerlendirmesi sosyal medya gündemine damga vurdu.

Söz konusu etkinlikte Erdoğan, İslam düşmanlığı içerikli nefret söylemlerinin; sosyal medya, televizyon programları ve siyasetçilerin konuşmalarıyla sürekli normal gibi gösterildiğini ve sıradanlaştırıldığını beyan etti. Erdoğan tarihte Yahudi soykırımı, Bosna, Ruanda ve Myanmar örneklerinde olduğu gibi insanlığa karşı en büyük suçların işlenmesinde önce nefret söylemi ile işlenecek fiillere zemin hazırlandığına dikkat çekti. Ek olarak bu suçlardan ötürü kimsenin hesaba çekilmediğine ve uluslararası toplumda tarihe kara birer leke olarak geçen bu acı tecrübelerden gereken derslerin çıkarılmadığına değindi.

Nefret söyleminde ve bu bağlamda nefret suçlarında en fazla Müslümanların mağdur olduğunu ve Müslümanların buna katlanmak zorunda kaldığını ifade eden Erdoğan, söylemlerinde bütün özgürlükleri savunan ancak bu konuda hiçbir zaman samimi olmayan ülkeleri eleştirdi. Erdoğan konuşmasının sonunda problemlerin çözümü için şu tespitlerde bulundu:

-Mevzuattaki boşluklar düzeltilerek nefret söylemi, fikir özgürlüğü parantezine asla alınmamalıdır.

-Nefret suçlarının cezasız kalıp-kalmayacağı konusunda zihinlerde oluşan şüpheler mutlaka giderilmelidir.

-Polise, yargıya ve ilgili diğer mercilere iletilen şikâyetler hakkında yapılan işlemlerin kaydı ve raporlanması şeffaf bir şekilde yürütülmelidir, böylelikle suçların üzerinin çeşitli bahanelerle örtülmesinin önüne geçilmelidir.

-Cehaletten beslenen nefret söylemiyle mücadelenin ilk adımı eğitim olmalıdır.

-Bütün devlet kurumlarına bu konuda önemli görevler düşmektedir, bu sebeple hem devletler arası hem de bölgesel ve küresel nitelikli uluslararası örgütler nezdinde gerçekleştirilen somut girişimler daha etkin hâle getirilmelidir.

-Özellikle Birleşmiş Milletler Avrupa Konseyi ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşların çatıları altında girişimlerimizi somutlaştırmalı ve bu konularda sonuç odaklı bir yaklaşımı benimsemeliyiz.

-Genel Sekreter’in açıklamış olduğu Medeniyetler İttifakı tarafından hazırlanan din mekânların korunmasına yönelik eylem planı kapsamında Birleşmiş Milletler nezdinde nefret söylemine ilişkin bir veri tabanı oluşturulması fikrine ek olarak bu doğrultuda Birleşmiş Milletler bünyesinde nefret söylemine maruz kalanların şikâyetlerini süratle iletebilecekleri ve bunların takibinin yapılacağı bir platform oluşturulmalıdır.

-Türkiye, yükselen İslam düşmanlığı, ırkçılık ve nefret söylemiyle etkin mücadele yönündeki çabalara öncülük etmeye devam edecektir.

-Müslümanlar hiçbir zaman ne Hz. İsa ne Hz. Musa, ne Hz. Davud hakkında asla ters bir kelam etmemiştir. Zira Müslümanlar bütün peygamberlere saygı duymuş ve dinî özgürlük çerçevesinde onların yerlerini korumuşlardır. Müslümanlar, dünyadan da bunu beklemektedir.

-Sorunun kökünü kazımak için devletler, uluslararası kuruluşlar, teknoloji şirketleri, eğitim kurumları, medya, sivil toplum kuruluşları olarak el ele verip gerekli adımların atılması zorunludur.