In Söyleşiler

“Yaşanan Gerginliklerden Dolayı Türklerin Alman Partilerine Karşı Soğuk Oldukları Görülüyor”

Almanya’da genel seçimler 24 Eylül 2017’de yapılacak. Mevcut parlamentoda koalisyonun büyük ortağı olan Hristiyan Birlik Partileri (CDU ve CSU) 301 vekille ilk büyük grubu, 193 milletvekili ile koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise ikinci büyük grubu oluşturuyor. Üçüncü sırada 64 vekille Sol Parti ve 63 vekille Yeşiller Birlik/90 Partisi bulunuyor. Güncel anket sonuçlarına göre; CDU/CSU seçimlerde birinci çıkıyor. Ancak meclise girmesi beklenen diğer partiler ise Hür Demokrat Parti (FDP) ile sağ popülist Almanya İçin Alternatif Partisi (AfD).

Almanya’daki federal seçim sürecini, göç araştırmaları yapan ve aynı zamanda Hamburg Protestan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Yaşar Aydın ile değerlendirdik.

Eylül 2017’de gerçekleşecek olan federal seçimler için siyasi partilerin çoğu programlarını hazırlamış ve tanıtmış bulunuyor. Sizce seçim sürecini etkileyecek başlıca konular nelerdir?

Henüz seçim kampanyaları tam olarak hız kazanmamış olsa da; önümüzdeki haftalarda birkaç konu başlığının öne çıkacağını söyleyebiliriz. Sosyal konularda konut sorunu, adalet ve gelir dağılımı meselelerinin öne çıkması bekleniyor. Şehir ve büyük şehirlerde ev bulunması zorlaşırken ve kiralar artarken küçük şehir ve kırsal bölgelerde konutların fiyat ve kiralarında ciddi bir düşüş görülmektedir. İkinci olarak mülteciler meselesi ve iç güvenlik bir şekilde konu edilecektir, çünkü hem Ortadoğu’daki istikrarsızlık, sonrasındaki mülteci akını ve terör saldırıları, hem de Hamburg G-20 Zirve’sinde militan küreselleşme ve kapitalizm karşıtı grupların çıkardıkları olaylar güvenlik meselesini öne çıkardı. Buradaki Türkler bağlamında ise çifte vatandaşlık ve Türkiye-AB ilişkileri gündeme gelebilir.

Almanya’da göçmenler (eyalet ve bölgeye bağlı olarak) seçmenlerin yüzde 10’unu oluşturuyor. Ancak göçmenlerin siyasi katılımı ve partiler tarafından nasıl kazanılmaya çalışıldıklarına ilişkin yeterli bilgi bulunmuyor. Federal seçimler ışığında siyasi partilerin göçmenlere yönelik ne tür politikalar geliştireceğini düşünüyorsunuz?

Göçmenlerin dillerinde broşürlerin hazırlanmasından, göçmenlere yönelik yapılacak toplantılar, göçmen medyasına verilecek olan ilanlar ilk akla gelen uygulamalar. Yine bu sefer de çok sayıda göçmen kökenli milletvekili adaylarının olduğunu görüyoruz. Ancak Türklerin hem geçen yıl Alman parlamentosunda çıkan “Ermeni Tasarısı”ndan hem de darbe girişimi sonrası ve referandum döneminde yaşanan gerginliklerden – Türk politikacılarına salon toplantıları için izin verilmemesi vs. – dolayı Alman partilerine karşı soğuk oldukları görülüyor. Bu da muhtemelen bir kesimin seçimlerden uzak durmasına yol açacaktır.

Son genel seçimlerde 11 Türkiye kökenli milletvekili adayı Federal Meclis’e (Bundestag) girmeyi başarmıştı. Ancak Türklerin Almanya nüfusuna kıyasla federal mecliste yeteri kadar temsil edilmedikleri uzun süredir tartışılan bir konu. Meclisteki Türkiye kökenli vekil sayısı Almanya’da yaşayan Türkler için nasıl bir anlam ifade ediyor?

Aslında meclisteki Türkiye kökenli milletvekillerinin sayısını, Türkiye kökenli Alman vatandaşları ve seçmenlerin sayısı ile karşılaştırırsak yetersiz bir temsilden söz etmek pek doğru olmaz. Ancak temsil krizi asıl ilişkilerde yaşanıyor. Türklerin büyük bir kısmı meclisteki milletvekillerinin kendilerini temsil etmediğini, onların parti yönetimi tarafından birer vitrin olarak meclise taşındıklarını düşünüyor. Bununla Alman siyasi elitlerinin Türklere, “Bakın böyle olur, bu şekilde davranırsanız toplumda yer edinir, başarılı olur, yükselirsiniz” mesajının verilmek istendiği kanısında. Bu tartışılır, ancak özellikle muhafazakâr ve Türk kimliği konusunda hassas olan kitlenin Alman partilerine ve siyasetçilerine yabancılaştığı açıkça görülüyor.

2013 yılında kurulan sağ popülist Almanya için Alternatif Partisi (AfD) 13 eyalet parlamentosuna girmeyi başarmış durumda. Partinin federal meclise de girmesi bekleniyor. AfD’nin meclise girmesini Almanya’nın demokratik düzeni açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

AfD’nin oylarını artırmasını bence üç nedene bağlayabiliriz: Bir, temsili demokrasiye, yani onun çözüm üretme kapasitesine vs. olan inancın gerilemesi; otoriter siyasi arayışların artık daha meşru görülmesi. İki, küreselleşmenin getirdiği esnekleşme, sınırların görecelileşmesi, hareketliliğin hızla artması ve farklı kültürlerin birçok mekânlarda karşılaşması ve bundan da gerilimlerin doğması; özellikle bu durum çok kültürlülüğe ve geçişken kimliklere de tepkiyi beraberinde getiriyor. Yani bir nevi küreselleşme yorgunluğu da diyebiliriz. Tabi dijitalleşme de insanların sadece yaşamını kolaylaştırmıyor, aynı zamanda onları bazı risklerle de karşı karşıya getiriyor.

Özellikle Türkiye kökenli göçmenleri etkileyecek çifte vatandaşlık konusunun tekrar gündeme taşındığını görüyoruz.  Son olarak CDU ve CSU, çifte vatandaşlığın belirli bir kuşaktan sonra (Generastionenschnitt) sona ermesi fikrini gündeme getirdi. Sizce seçim kampanyaları bağlamında çifte vatandaşlık konusu nasıl ele alınacak?

Muhtemelen konu edilecektir, ancak bu çifte vatandaşlığın gündeme getirilmesi, her ne kadar Türkleri hedef alsa da, diğer grupları da rahatsız etmektedir. Örneğin; Rusya’dan gelen “geç göçmenler” (Spätaussiedler) ve diğer göçmen grupların arasından çok sayıda kişi çifte vatandaşlığa sahip. Bu durum çifte vatandaşlık düzenlemesinin katılaştırılmasını zorlaştırıcı bir etki yaratıyor. Dolayısıyla çifte vatandaşlık konusunun daha çok muhafazakâr kesime verilen bir mesaj olduğunu söyleyebiliriz, yani kısaca teskinleştirici bir sembol politikası.

2000 yılında Alman vatandaşlık yasasında yapılan değişiklikle soy prensibi yerine doğum yeri prensibine geçildi. Bu değişiklik kapsamında “öncü kültür” (Leitkultur) tartışmaları da uzun süre konuşuldu. Kısa süre önce Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maziere’nin açıklamasıyla “öncü kültür” konusu tekrar gündeme oturdu. Sizce bu terim 2017 federal seçimlerine damga vuracak mı?

“Öncü kültür” konusunun tekrar gündeme gelip gelmeyeceği tartışmaların ve olayların akışına göre değişecektir. Eğer iktidardaki partinin oylarında ciddi bir düşüş emareleri görülür, mülteci sorunu tekrar nüksederse “öncü kültür” tartışmaları da muhtemelen yeniden alevlenecektir.

2015 yılında rekor seviyeye ulaşan mülteci göçü, Almanya’da güvenlik eksenli politikaların oluşturulmasına ve ciddi bir ayrımcılığa sebep oldu. Mülteciler ve özellikle yeni gelen Müslümanlar uluslararası terör tehlikesinin artmasıyla odak noktası haline geldi. Mültecilerin “seçim malzemesi” olarak kullanılması konusundaki tahminleriniz/görüşleriniz nelerdir?

Bu risk mevcut. Özellikle AfD’nin (Almanya İçin Alternatif) bu konuyu gündeme taşıyacağını tahmin ediyoruz; ki bu durumda Hıristiyan birlik partileri CDU ve CSU’nun da bu konuda daha popülist ve örtülü bir İslam karşıtı söyleme savrulabileceği söylenebilir. Ancak seçimlerden bağımsız olarak da İslamofobi ve Müslüman karşıtı ırkçılık Almanya’da uzun süredir yükselişte. Müslümanlara yönelik karşıt söylemler daha kabul görür oldu ve dini mekânlara yapılan saldırılarda artış var. İslam ve Müslümanların imgesi İkinci Dünya Savaşı sonrasında sanırım hiç bu kadar olumsuz olmamıştı.