Tag Archives: Türkiye

ALF’den Suriyeli çocukların eğitimine ilişkin rapor

Avrupa Liberal Forumu tarafından Türkiye’deki Suriyeli çocukların eğitim süreçlerini inceleyen rapor yayınlandı.

Friedrich Neumann Vakfı ile Avrupa Parlamentosu tarafından finanse edilen ve Avrupa Liberal Forumu (ALF) tarafından yayınlanan rapor, Işık Tüzün tarafından hazırlandı. “Türkiye’de Mülteci Çocukların Eğitim Hakkını ve Karşılıklı Uyumu Destekleyen Yaklaşımlar, Politikalar ve Uygulamalar” başlığını taşıyan rapor, İstanbul’da Friedrich Neumann Vakfı ev sahipliğinde gerçekleştirilen aynı başlığa sahip çalıştayın sonucunda yazıldı.

Akademisyenlerin yanı sıra Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri, belediye temsilcileri, öğretmenler ve STK temsilcilerinin katıldığı çalıştay, Suriyeli çocukların Türkiye’de aldıkları eğitimle ilgili genel bir tablo çizdikten sonra eğitimde karşılıklı uyumu destekleyici potansiyel uygulamalara odaklandı. Söz konusu raporda da aynı verilere ve tartışmalara yer verilmiş durumda.

Tavsiyeler kısmında ise ağırlıklı olarak politika yapıcılara seslenen rapor, başarılı bir karşılıklı uyum için göç, istihdam, sosyal koruma gibi farklı alanlarda da adımlar atılması gerektiğini vurguluyor. Durum ve ihtiyaç tespitinin daha sağlıklı yapılabilmesi için ise verilerin yeterli olmadığı vurgulanıyor ve Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere kurumların veri paylaşımına daha açık olması gerektiği belirtiliyor.

Raporda çok dilli bir eğitim gerekliliği de vurgulanan hususlar arasında. Suriyeli eğitmenlerin mevcut eğitim sistemine entegrasyonunun tartışılması gerektiği söylenirken çok dilli eğitimin kültürel uyum sürecini hızlandıracağı da belirtiliyor.

Raporu okumak için tıklayınız.

Belçika Federal Göç Merkezi 2016 yılı raporunu yayınladı

Belçika Federal Göç Merkezi Myria, Kasım ayında 2016 yılındaki göçmen ve sığınmacı akımlarıyla ilgili bir rapor yayınladı. Buna göre, 2013-2016 yılları arasında Belçika’ya gelen göçmen sayısı yüzde 12 oranında arttı.

Myria tarafından yayınlanan rapora göre, 2016 yılında Belçika’da toplam 136.327 yabancı kayıt altına alındı. Göçmenlerin en çok geldiği 5 ülkeden biri Suriye oldu. Raporda yaklaşık 9 bin Suriyeli göçmenin kayıt altına alındığına, bu rakamın da toplam göçmen sayısının yüzde 7’sine tekabül ettiği yer veriliyor.

Yabancıların çoğu AB vatandaşı

Bunun yanı sıra, rapor tespitlerine göre, Belçika’ya gelen yabancıların yüzde 57’sini Avrupa Birliği (AB) vatandaşları oluşturuyor. Söz konusu grup içinde Romanya’dan gelen göçmenler yüzde 12’lik oranla ilk sırada bulunuyor.

Afrikalı göçmenlerin en çok geldiği ülkeler ise Kamerun, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Fas olarak kaydedilmiş durumda. Fas uyruklu göçmenlerin oranı yaklaşık yüzde 4 civarında.

AB dışında Türkiye ilk sırada

Türkiye ise raporda, AB üyesi dışındaki Avrupa ülkelerinin vatandaşı olan göçmenlerin en çok geldiği ülke olarak kayıtlara geçti. 2016 yılında Belçika’ya gelen 1800 Türkiyeli göçmen kaydedildi. 2014 ve 2015 yılları ile kıyaslandığında, 2016’da Türkiye asıllı göçmenlerin sayısında azalma olduğu görülüyor. 2014 yılında Belçika’da 2052 Türk göçmen kayıt altına alınmıştı.

Myria, yayınladığı raporda, göç akışındaki AB vatandaşlarının yoğunluğuna dikkat çekiyor. Öte yandan, Faslıların ve Türklerin Belçika’da her zaman önemli bir yere sahip olduğunun da altı çiziliyor.

Merkel, Türkiye’ye göç yardımı konusunda çelişkide

2016 tarihli Türkiye – AB Göç İşbirliği Mutabakatı, Merkel’in mülteci politikasının merkezinde yer alıyor. Ancak Alman liderin Türkiye’ye yapılan mali yardımlarda ülkesinin katkı payını azaltmayı amaçladığı konuşuluyor.

Merkel’in çelişkisi

Angela Merkel, 18 Mart 2016 tarihinde yapılan Türkiye – AB Göç İşbirliği Mutabakatı çerçevesinde varılan uzlaşının en büyük destekçilerinden biri. Nitekim gerçekleştirilen son AB Zirvesi’nde Türkiye’ye yapılacak yardımın iyi bir yatırım olduğunu bir kez daha yinelemişti.

Ancak Spiegel dergisinde yayınlanan bir haber akıllarda bazı soru işaretlerine neden oldu. Söz konusu haberde Avusturya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İsveç ve Almanya gibi AB bütçesine net katkı yapan ülkelerin, AB Komisyonu’na gönderdikleri bir mektuptan bahsediliyor. Mektubun içeriğinde ise Türkiye’ye yapılan yardımların tamamının AB bütçesinden karşılanması talebi yer alıyor.

Almanya’nın önde gelen dergilerinden Spiegel, habere yer verirken, aynı zamanda Merkel’in bu talebi destekleyişini, konu hakkındaki genel tutumu ile çelişkili bulduğu yorumunu habere yansıtıyor.

Türkiye – AB Mutabakatı ne öngörüyor?

18 Mart 2016 tarihinde yapılan AB – Türkiye Göç İşbirliği Mutabakatı çerçevesinde Türkiye’ye, Yunanistan’a yönelik düzensiz göçmen akışını engellemesi ve iltica talebi reddedilenleri ülkeye geri kabul etmesi karşılığında altı milyar euroluk bir yardım paketi verilmesi öngörülmüştü. Öte yandan Yunanistan’dan kabul edilen her sığınmacıya karşı Türkiye’den de bir Suriyeli sığınmacının AB ülkelerine gönderilmesi hususunda “1’e 1 formülü” adıyla uzlaşıya varılmıştı.

Anlaşmanın, Türkiye ile AB arasında son zamanlarda yaşanan siyasal sorunlara rağmen işlevini yerine getirdiği söylenebilir. Anlaşmanın yürürlüğe girdiği günden bugüne dek Türkiye üzerinden Yunanistan’a göç edenlerin sayısı yüzde 97 oranında azaldı. 2016 yılının başlarında dönem dönem haftada yaklaşık 10 binden fazla kişi Yunan topraklarına geçerken, günümüzde bu sayı 650 kişiye kadar düşmüş durumda.

Buna karşın rotadaki değişimi, farklı sebeplere dayandırarak açıklayan çeşitli araştırmalar mevcut. Mutabakat, uluslararası hukuk bakımından içerdiği birtakım handikaplar bağlamında bazı çevrelerce temkinle karşılanmaya devam ediyor.

Misafir işçilikten diasporaya: Almanya’ya göçün 56. yılı

Bugün (30 Ekim) Almanya ile Türkiye arasında 1961 yılında imzalanan “İşgücü Anlaşması”nın 56. yıl dönümü. Haydarpaşa Garı’ndan 450 kişi ile başlayan göç süreci, bugün üç milyonluk bir nüfusa ulaşmış durumda. Yarım asrı aşan bu süreç, aynı zamanda “misafir işçilikten Türk diasporasına” evrilen bir tarihin de yansıması.

Almanya’nın işçi açığı

Yaklaşık 55 milyon insanın hayatına mal olduğu tahmin edilen II. Dünya Savaşı’nın ardından Almanya için her anlamda yeni bir dönem başlıyordu. Savaşın bilançosu ağırdı: 6 milyon Alman ölmüş, şehirlerin çoğu harabe olmuş ve 1949 yılına gelindiğinde Nazi döneminin külleri üzerine inşa edilen Federal Almanya Cumhuriyeti doğudaki topraklarından mahrum kalmıştı.

Almanya’nın bu dönemde belki de en büyük şansı, ülkesini tavizsiz bir şekilde Batı ile bütünleştirmek isteyen Konrad Adenauer’in Şansölyeliğe seçilmesi oldu. 1950’deki Avrupa Konseyi üyeliği, 1951’de Avrupa Kömür ve Çelik Teşkilatı’nın kurulması, 1954’te Batı Avrupa Birliği ile NATO’ya giriş, Batı entegrasyonunun en somut yansımalarını teşkil etti. Böylece ülke; siyasal, ekonomik ve güvenlik açılardan rahat bir nefes alabildi.

Almanya’nın meşhur “ekonomik mucizesi” (Wirtschaftswunder) bu sürece paralel olarak ilerledi. Ekonomik model olarak sosyal piyasa ekonomisinin benimsenmesi ve “Herkes İçin Refah” (Wohlstand für alle) sloganı altında sanayi üretimi 1950-1963 yılları arasında reel olarak yüzde 185 arttı. 1960 yılında ise 150 bin işsize karşı 650 bin açık iş pozisyonu ile Almanya’da ilk defa tam istihdam sağlandı.

Bu realite Almanya’yı bir kez daha yabancı işçilere yöneltirken –zira 1955’te İtalya ile bir işgücü anlaşması yapılmıştı- 1960’ta Yunanistan ve İspanya ardından da 1961’de Türkiye ile bir işgücü anlaşması imzalandı. Benzer anlaşmalar daha sonra Fas (1963), Portekiz (1964), Tunus (1965) ve Yugoslavya (1968) ile yapılacaktı. Almanya ile Türkiye arasındaki bu anlaşma, ikili ilişkilere yeni bir boyut kazandırırken her ne kadar o dönemde kimse öngöremese de aynı zamanda Almanya’daki Türk diasporasının temelini atmış oluyordu.

Anlaşmanın arka planı

30 Ekim 1961 tarihli İşgücü Anlaşması, esasında Türkiye’nin girişimleri sonucunda imzalanabildi. Türkiye’yi anlaşmaya iten üç temel etken vardı: İlki, ülke nüfusunun 1960 yılında yüzde 28,5 gibi rekor bir artış hızıyla, sadece on senelik bir süreçte 20 milyondan 28 milyona çıkmasıydı. Hükümet, anlaşma ile bir anlamda işgücü ihraç ederek kendi işgücü piyasasının yükünü hafifletmeyi amaçlamıştı.

İkincisi, Almanya’daki Türk işçileri vasıtasıyla ülkeye döviz girişinin sağlanmasıydı. Bu konuda gerçekten de bir başarı sağlanabildi. Örneğin; 1972 yılında ödemeler dengesinin 1,8 milyar mark açık verdiği Türkiye’ye, aynı yıl Almanya’daki işçiler vasıtasıyla 2,2 milyar marklık bir döviz girmişti. 1973 yılındaki döviz girdisi dış ticaret açığını kapatacak büyüklükteydi.

Üçüncüsü ise Almanya’daki işçilerin Türkiye’ye ‘geri döndüklerinde’ edindikleri bilgiler ile ülkenin modernizasyonuna katkıda bulunacakları öngörüsüydü. Zira anlaşmanın imzalandığı tarihlerde Türkiye’de çalışan nüfusun yüzde 77’si tarımla meşgul iken sadece yüzde 10’luk bir kesim endüstriyel alanda bir işe sahipti.

Diğer taraftan Almanya’nın ise anlaşma öncesinde bazı tereddütleri vardı. Özellikle dinsel ve kültürel farklılıktan dolayı Türk işçilerle yerli işçiler arasında sorunların çıkmasından çekiniliyordu. Ancak 1961 Haziranı’nda Berlin duvarının inşası ile doğudan gelen işçi akımı kesilince piyasanın ihtiyacı, çekincelere üstün geldi ve taraflar sadece 4 ay sonra Bad Godesberg’de iki ülke arasındaki ilişkileri çok katmanlı hâle getirecek olan anlaşmayı imzaladılar.

Göç süreci

Anlaşmada Türk işçileri açısından azami olarak iki yıllık bir oturum söz konusu olmuş ve aile birleşimine hiç değinilmemişti. 1964 yılına gelindiğinde, özellikle Alman işveren derneklerinin baskıları sonucunda oturum süresini içeren madde kaldırıldı. Ancak aile birleşimi için 1973 tarihine kadar beklenildi. 1973 tarihi aynı zamanda Almanya’nın işçi alımını durdurduğu yıldı. Bu döneme kadar Almanya’da çalışmak için başvuruda bulunan Türk vatandaşlarının sayısı 2,6 milyondur. Başvuruları kabul edilenlerin sayısı ise 867 bin.

Almanya’ya giden ilk işçiler banyo, tuvalet mutfakların ortaklaşa kullanıldığı yurtlarda kaldılar. Dil sorunu nedeniyle temel ihtiyaçlarını dâhi zor karşıladılar. İlerleyen yıllarda ailelerin de Almanya’ya gelişiyle yurtların yerini ucuz ve düşük standartlı evler aldı ve zamanla büyük şehirlerde Türklerin yoğunlaştığı mahalleler oluşmaya başladı. 1961’de Almanya’daki yabancı işçilerin sadece yüzde 1’lik kısmını oluşturan Türkler, 1973 yılında ülkenin en büyük grubu hâline geldiler.

Tablo 1: Almanya’daki Yabancı İşçilerin Oranları (%)

Ülke 1961 1967 1973
Türkiye 0,97 9,54 22,96
Yugoslavya 2,39 7,78 17,69
İtalya 28,66 22,85 15,9
Yunanistan 6,13 11,12 10,28
İspanya 6,44 9,8 7,24
Portekiz 0,11 1,33 2,82
Diğer 61,42 37,58 23,11

Kaynak: WSI Report (2014)

Esasında işçi alımının durdurulması Almanya’daki Türk varlığını kalıcı hâle getirmişti. Ancak ne Almanlar ne de Türkler bu gelişmeye karşı hazırlıklı değillerdi. Almanların göçmen realitesini kabul etmeleri uzun yıllar sürdü. 1983-84 yıllarında çıkartılan ve Türklerin belli bir ücret karşılığında ülkelerini dönmelerini amaçlayan “Geri Dönüşü Teşvik Yasası”ndan (Rückkehrförderungsgesetz) beklenilen sonuç alınmayınca günümüzde de hâlâ tartışılmaya devam edilen uyum politikalarına odaklanıldı.

1980’li yılların başından 90’lı yıllara kadar geçen süre zarfında ise Almanya’da yabancı düşmanlığı giderek artmaya başladı. “Tekne dolu” (Das Boot ist voll) ya da “Yabancılar dışarı” (Ausländer raus) gibi sloganlar sıklıkla duyulmaya başlarken şiddet olayları da baş gösterdi. 1992’deki Mölln saldırısında Türkiye kökenli üç kadın hayatını kaybederken, sadece bir sene sonra altı kişinin hayatına mal olan Solingen faciası ile bu saldırılar doruk noktasına ulaştı. Son olarak Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü’nün (NSU) 2000-2007 yılları arasında sekiz Türk vatandaşını öldürmesi göz önüne alındığında, Almanya’da bu konuda alınması gereken daha epey yolun olduğu aşikâr görünüyor.

Günümüz Almanya’sındaki Türkler

Almanya’ya göçün 56. yılı itibariyle bu ülkede yaşayan Türklerin sayısı üç milyonu bulmuş durumda. Bu sayı Almanya’daki nüfusun yüzde 4’üne tekabül ediyor. Almanya’daki tüm göçmen kökenliler arasında ise bu oran yüzde 18. Sadece Türk vatandaşlığına sahip olanların sayısı 1,5 milyon civarında. Almanya’da doğan Türklerin sayısı da aynı şekilde 1,5 milyona yakın.

Kısa bir süre öncesine kadar “misafir işçi” olarak nitelendirilen Türkiye kökenli göçmenler sadece kalıcı olmakla kalmayıp aynı zamanda işveren konumuna da yükseldiler. Nitekim günümüzde büyük-küçük 95 bine yakın Türk işletmesi Almanya’da faaliyet gösteriyor ve 500 bin kişi bu işletmelerde istihdam edilmiş durumda. Söz konusu işletmelerin toplam yıllık cirosu ise 50 milyar euro.

Öte yandan her ne kadar Almanya’daki Türk toplumu özelinde uyum tartışmaları devam etse de edebiyattan; sanata; siyasetten; spora birçok alanda faaliyet gösteren Türkiye kökenli kişiler söz konusu. Yönetmen Fatih Akın, sanatçı Ayşe Erkmen, siyasetçi Aydan Özoğuz ve futbolcu Mesut Özil, Almanya çapında yakından tanınan isimlerden sadece bir kaçı.

Diğer olguları da göz önüne aldığımızda, günümüzde Almanya’daki Türkiye kökenli milyonların tüm sorunlara ve tartışmalara rağmen yaşadıkları ülkenin etken birer toplumsal kitle hâline geldikleri açık.

Dakikada 20 Kişi Mülteci Oluyor

Bugün 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü. 21. yüzyılda dünya, en büyük mülteci krizini yaşıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) verileri büyük bir insanlık trajedisini gözler önüne seriyor. 2016’da savaş, güvenlik, baskı ve şiddet olayları nedeniyle evini terk etmek zorunda kalanların sayısı rekor seviyeye ulaştı. UNHCR’nin verilerine göre, dünya genelinde dakikada 20 kişi evini terk etmek zorunda kalarak mülteci konumuna düşüyor. Her 5 mülteciden biri ise Suriyeli.

Geçtiğimiz yıl, 65 milyon 600 bin kişi evini terk etmek zorunda kaldı. Bunların 40 milyondan fazlası kendi ülkesi içinde yer değiştirdi. 22 milyon 500 bini ülke sınırları dışına kaçtı. Bu sayının yarısı çocuklardan oluşuyor. Suriye’de 5 milyon 500 bin, Sudan’da 2 milyon 500 bin ve Afganistan’da 1 milyon 400 bin mülteci ülkesini terk etti. 10 milyon 300 bin mülteci ise ülkeleri güvenli olmamasına rağmen geri gönderildi.

Daha iyi bir hayata ulaşmak için yola çıkan yaklaşık 5 bin mülteci ise umut yolculuğunu tamamlayamadan Akdeniz sularında hayatını kaybetti.

Türkiye yaklaşık 3 milyon mülteciyi misafir ederek en çok sığınmacı barındıran ülke konumunda. Türkiye’yi ise Pakistan ve Lübnan takip ediyor.

Avrupa’daki  Yabancılara Yönelik Saldırılar

Avrupa’da yabancılara yönelik şiddet olayları gündemden düşmüyor. Almanya İçişleri Bakanlığı verilen bir soru önergesi üzerine 2016’da sığınmacıları hedef alan saldırılara dair verileri açıkladı. Açıklamaya göre Almanya’da sığınmacılara karşı günde ortalama 10 saldırı yaşandı.

2016 boyunca sığınmacılara ve sığınmacı yurtlarına toplam 3 bin 533 saldırı düzenlendi. Bunların 2 bin 545’inde direkt olarak sığınmacılar, 988’inde ise yurtlar hedef alındı.  Saldırılarda 43’ü çocuk 560 kişi yaralandı.

Öte yandan Türkiye’den de dikkat çeken bir istatistik yayınlandı. Dışişleri Bakanlığı; son 6 yılda Avrupa’daki Türklere yönelik 755 yabancı düşmanlığı içerikli saldırı düzenlendiğini duyurdu.  Bunların 128’i 2016 yılında gerçekleşti. Kayıtlarda, 2016’da Türklere yönelik yabancı düşmanlığı içeren  saldırıların bir önceki yıla oranla yaklaşık yüzde 20 arttığı görülüyor.