Tag Archives: İstihdam

İslamofobi ile Mücadele Çalıştayı sona erdi

10 Mart Cumartesi günü başlayan İslamofobi ile Mücadele Çalıştayı tamamlandı. İslamofobiyle ilgili pek çok önemli noktanın altını çizen çalıştay, mücadeleye ilişkin ipuçları da verdi.

İstanbul’da düzenlenen ve “İslamofobi ile Mücadele: Kapsamlı ve Etkin Çözümlere Doğru” başlığını taşıyan çalıştay, iki günlük oturumların ardından sona erdi. Çalıştayda, İslamofobi olgusunu eğitimden istihdama, güvenlikten yasal düzenlemelere kadar farklı boyutlarıyla ele alan bir dizi oturum gerçekleştirildi. Çalıştayda öne çıkan vurgu ise İslamofobi olgusunun başta Avrupa olmak üzere Batı’da ‘yeni normal’ hâline gelmeye başladığı gerçeği ve bunun önüne geçmek gerektiği vurgusu idi.

10 Mart’ta başladı

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) katkılarıyla Göç Araştırmaları Vakfı (GAV) ve Fransa’da faaliyet gösteren İslamofobiye Karşı Mücadele Kolektifi (CCIF) işbirliğiyle gerçekleştirilen çalıştay, ilk olarak 10 Mart Cumartesi günü açılış konuşmalarıyla başladı.

İlk oturumlar, açılış konuşmaları ardından başlarken çalıştayda iki gün boyunca farklı konularda toplam beş oturum ve iki atölye konuşması gerçekleştirildi.

Yardım: “Kadınlar çifte ayrımcılığa uğruyor”

Çalıştayın ilk oturumunda istihdam süreçlerinde yaşanan Müslümanlara yönelik ayrımcılık ele alındı. İlk sunum Necmettin Erbakan Üniversitesi’nden Dr. Müşerref Yardım tarafından gerçekleştirilirken Yardım, iş gücü piyasasında ayrımcılığın daha çok dış görünüşe dayalı olarak gerçekleştiğini söyledi. Brüksel ve Londra’da meydana gelen terör saldırılarının ardından namaz kılan kimselerin “radikal aile ortamına” sahip oldukları gerekçesiyle işten çıkarıldıklarını söyleyen Yardım, din ve radikalleşmenin birbiriyle alakasız olduğunu, radikalleşmenin ötekileşme ve dışlanma gibi faktörlerle açıklanabileceğini söyledi.

Dr. Yardım, özellikle kadın adayların iş başvurusu sürecinde daha fazla ayrımcılığa uğradığını söyledi. Bu aşamada ayrımcılığa uğrayanların üçte ikisi kadın iken ayrımcılık şikayetlerinin yüzde ellisi başörtüsü temelli ayrımcılıktan kaynaklandı. Müslüman kadınların hem Müslüman hem de kadın olmalarından kaynaklı olarak çifte ayrımcılığa uğradığı vurgulandı.

Sunum sonrasındaki tartışmada ise Müslüman bireylerin kendi haklarını savunmada yetersiz ve isteksiz davranmalarının mücadele sürecini olumsuz etkilediği gerçeği üzerinde duruldu. Bu tip ayrımcılıklarla mücadelede daha etkin kuruluşlara ihtiyaç duyulduğu ve ulusal bazdaki işbirliklerinin mücadeleyi kolaylaştıracağı belirtildi.

Aksoy: “Almanya’da ayrımcılık okula kayıtta başlıyor”

Günün ikinci oturumunda ise eğitim alanındaki ayrımcılık konusuna odaklanıldı. Çalıştaya FAIR adına katılan ve Almanya’da eğitim alanında yaşanan ayrımcılıklardan yola çıkarak sunumunu gerçekleştiren Taner Aksoy, Almanya’da eğitim alanındaki ayrımcılığın henüz okula giriş aşamasında başladığını belirtti.

Aksoy, okula başvuru aşamasında öğrencilerin tıbbi hallerinin, el becerilerinin ve dil seviyelerinin tespit edildiğini; istenen seviyede olmayan öğrencilerin kalite bakımından daha düşük okullara yönlendirildiklerini söyledi. Bu yönlendirmeyle birlikte Müslüman çocukların eğitim hayatına yenik başladığını söyleyen Aksoy, bu sürecin ortaokula geçiş sürecinde de devam ettiğini, üstelik ailenin sosyal statüsünün ve yaşadığı muhitin de bu süreçte etkili olduğunu ekledi.

Eğitimdeki ayrımcılığın önüne geçmek için ise ön plana çıkan görüş, velilerin okulla daha iyi iletişim kurması yönünde oldu. Ek olarak okul dışındaki mücadelenin de eğitim hayatına olumlu etki edeceği belirtildi. Irkçı kimselerle değil ırkçılık fikriyle mücadele edilmesi gerektiği belirtildi. Ayrıca Müslüman toplulukların cami ziyaretleri ve açık cami günleri gibi etkinlikleri yoğunlaştırması gerektiğine yönelik tavsiyelerde bulunuldu.

Qayyum: “Kanunlar kılıç değil kalkan olmalı”

Günün son oturumunda ise İslamofobi bağlamında güvenlik ve yasal çerçeve tartışıldı. İlk sunumu gerçekleştiren CCIF temsilcisi Chafika Attalai, CCIF’in İslamofobi ile mücadele çerçevesinde yürüttüğü çalışmaları anlattı.

Attalai, İslamofobi ile mücadelede elde edilecek yasal başarıların başka örneklerde de sorunun çözümüne etki edeceği için en başında İslamofobi mağdurlarına yasal destek verdiklerini söyledi. Ayıca başta başörtülü kadınlara ve çocuklara yönelik olmak üzere ilgililere psikolojik destek verdiklerini de ekledi.

Attalai’dan sonra Londra Üniversitesi’ne bağlı SOAS’dan Sham Qayyum, Britanya’daki yasal çerçeveyi İslamofobi ile mücadele bağlamında ele aldığı sunumunu gerçekleştirdi. Sham Qayyum, Britanya’daki yasal düzenlemelerin İslamofobi ile mücadelede bir sınırı olduğunu söyledi. Qayyum, İslamofobi ile mücadelede İnsan Hakları Yasası’nın ve 2010’da yürürlüğe giren Eşitlik Yasası’nın daha etkin kullanabileceğini söyledi.

Sham Qayyum, bu kanunların Müslümanlara farklı olma hakkı tanıdığını belirtirken özellikle toplumda görünür olan Cuma namazları, camiler, helal yemek ve Müslüman mezarlıkları gibi konularda etkili olabileceğini ekledi.

Son olarak Qayyum, bu yasaların bir kılıç olarak değil bir kalkan olarak kullanılması gerektiğini, yasaların böylece Müslümanlara daha fazla alan vereceğini söyledi.

Mohammed: “Veriler olmadan hikâyeler olgulara dönüşemez”

Pazar günü (11 Mart) gerçekleştirilen oturumlarda ilk sunum, Fransız sosyolog ve CCIF eski direktörü Marwan Mohammed tarafından gerçekleştirildi. İslamofobi ile mücadelede verilerin önemini vurgulayan Mohammed, sağlıklı veriler ve bu verilerden hareketle oluşturulacak raporların kamu kurumlarını etkileyebileceğini belirtti.

Mohammed, verilerin hikâye ve olgu arasındaki farkı yarattığını, “veriler olmadan hikâyelerin olgulara dönüşemeyeceği” vurgusu üzerinde durdu. Veri toplamanın sivil toplumun önemli bir görevi olduğunu söyleyen Mohammed, böylece İslamofobi ile mücadelenin daha etkin sürdürülebileceğini belirtti.

İslamofobi ile mücadelede sivil toplumun rolüne ilişkin ikinci sunum AGİT Ayrımcılık Karşıtlığı ve Hoşgörü Departmanı Yöneticisi Azra Junuzovic ve AGİT ayrımcılık danışmanı Dermana Seta’dan geldi.

İlk kısımda söz alan Azra Junuzovic, doksanlı yıllarda Bosna’da yaşadıklarından örnek vererek fiziki yardımın haricinde sivil toplumun nefret suçlarıyla mücadelede etkin bir araç olduğunu ifade etti. Junuzovic, verilerle birlikte hukuk düzeninin ve başlıca kamu kurumlarına hâkim olmanın İslamofobi ile mücadele için olmazsa olmaz olduğunu vurgulayarak BM, Avrupa Konseyi, AİHM, ECRI ve AGİT gibi kurumların yetki ve sorumlulukları hakkında bilgi verdi.

AGİT tecrübelerini katılımcılarla paylaşan Dermana Seta, AGİT’in İslamofobi ile mücadele bağlamında nasıl görevler üstlenebileceğini özellikle vurguladı.

İslamofobi ile mücadele konusunda sivil toplumun rolü konusundaysa kendinden önceki konuşmacıları onaylayan Seta, verilerin ve deneyim aktarımının kilit rol oynadığını belirtti.

Farid Hafez: “İslamofobi bütün Avrupa’yla ilgili bir sorun”

Çalıştayın son oturumu Georgetown Üniversitesi’nden Farid Hafez’ın sunumuyla başladı. Oturum, İslamofobi ve siyasi söylemler arasındaki ilişkiye odaklandı.

Hafez, İslamofobi’nin siyasi retorik tarafından yasallaştırıldığını vurgularken bir yandan da sadece Müslümanlarla değil bütün Avrupa ile ilgili bir sorun olduğunu söyledi.

Avrupalı devletlerin İslam’la ilgili meselelerde İçişleri Bakanlıklarıyla duruma müdahale ettiklerini, bu bakanlıkların ise din işlerinde sorumlu olmadığını söyleyen Hafez, bu durumun İslam’a karşı “asimetrik” bir yaklaşımın uygulandığını söyledi.

Çeşitli ülkelerdeki gelişmeleri hatırlatan Hafez, devletlerin Müslümanlığın siyasallaşmasını istemediğini, bu yüzden Macron’un Fransa’da başlattığı “Fransa’da Müslümanlığın yeniden planlanması” gibi çalışmaların ortaya çıktığını ifade etti.

Bu durumla mücadele etmek Hafez üç tavsiyede bulundu. İlk olarak eğitimin önemini vurguladı. İkinci adımda Müslüman toplulukların siyasi bir vizyonu olması gerektiğini söyledi. Son olarak Müslüman toplulukların hukukun üstünlüğünden şaşmaması gerektiğini belirtti.

Çalıştay, 11 Mart itibariyle sona ermiş olsa da çalıştayda tartışılan konuların çıktıları için çalışmalar devam ediyor olacak ve daha sonra GAV ve CCIF tarafından yayınlanacak.

Belçika’daki Türk işletmeciler 25 bin kişiye istihdam sağlıyor

Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği (MÜSİAD), Belçika’daki Türk işletmecilerin yıllık cirolarının 2,3 milyar euro olduğunu açıkladı.

MÜSİAD Genel Başkanı Abdurrahman Kaan, Belçika’daki Türk işletmecilerin yıllık 2,3 milyar euro cirosu olduğunu ve 25 bin kişinin üzerinde personeli istihdam ettiğini dile getirdi.A

Anadolu Ajansı’nın haberine göre, Türkiye Yüksek Düzeyli Ekonomi Diyalog Toplantısı’na katılmak üzere Brüksel’e giden Abdurrahman Kaan, Brüksel’in Avrupa ve Dünya siyaseti üzerinde önemli bir yere sahip olduğunun altını çizerken, Türkiye ile Belçika arasındaki ekonomik ilişkilerin ve ticaretin daha ileriye taşınması gereğine vurgu yaptı. Genel Başkan, MÜSİAD’ın Belçika’da açılacak şubesine bu konuyla ilgili önemli görev düştüğünü de sözlerine ekledi.

MÜSİAD’ın, 2018 yılının ilk yarısında Brüksel’de açılması planlanan şubesi ile ilgili çalışmaların devam ettiğini belirten MÜSİAD Yurtdışı Teşkilatlanma Komisyonu Başkanı İbrahim Uyar ise Brüksel’in, Washington’dan sonra kurum olarak en çok önem verilen ikinci nokta olduğunun altını çizdi.

MÜSİAD Başkanı Kaan2ın aktardıklarına göre, 11 milyon 300 binlik nüfusa sahip Belçika’da, 1 milyon 120 bin civarında girişimci bulunuyor. Söz konusu girişimcilerden 7 bin ila 10 bini Türkiye kökenli.

Toplamda 230 bin Türk vatandaşının yaşadığı kabul edilen Belçika’da, Türk işletmecilerin cirosu yıllık ortalama 2,3 milyar euro seviyesindeki seyrediyor. Türk vatandaşlarının yüzde 4’ü bir işletme sahibi. Binlerce insana iş olanağı sağlayan Türk işletmeleri, ekonomi ve istihdam alanına büyük katkıda bulunuyor.

Göçmenler Almanya’da da işsizlikle boğuşuyor

2015 yılından sonra Almanya’ya göç eden kimselerin sadece yüzde 15’i bir işe sahip. Göçün, Almanya açısından maliyeti ise yıllık 25 milyar Avro.

2015 yılından günümüzde kadar geçen süre zarfında Almanya’ya 1,4 milyon göçmen geldi. Bu rakam, Almanya’da faaliyet gösteren Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü’ne ait. Enstitünün son çalışmasında yayınlanan çarpıcı bir diğer rakamsa, 2015 yılından sonra Almanya’ya göç etmiş kimselerin yalnızca yüzde 15’inin istihdam edilebilmiş olması.

Araştırma sonuçlarının duyurulmasıyla birlikte açıklamalarda bulunan IFO yetkilisi Gabriel Felbemayr, bunun bir başarısızlık tablosu olduğu görüşünde. “Maalesef bu insanları iş piyasasına hızlı bir şekilde entegre edemedik” diyen Felbemayr, bu duruma yol açan ana etkenlerin göçmenlerin dil bilmemesi ve eğitimsiz olmaları olduğunu belirtiyor.

En büyük engel kalitesiz eğitim

Almanya’ya 2015 yılından bu yana göç edenler arasında sadece yüzde 12’lik bir kesim yüksek eğitime sahipken, ilkokul mezunu olanların oranı yüzde 11. Göçmenlerin çoğunluğu ise eğitim olanaklarının son derece kısıtlı olduğu Suriye, Afganistan ve Irak gibi ülkelerden geliyor.

Öte yandan Almanya’ya gelen göçmenlerin yüzde 60’ı İngilizce, yüzde 98’i de Almanca bilmiyor. İki yıllık bir süreç sonunda Almanca konuşabilenlerin oranı ise sadece yüzde 20. Araştırmaya göre dil konusunda somut çıktılar elde edilememiş olmasının temel sebebi, göçmen sayısını karşılayacak kadar dil kursu olmaması.

Göçün maliyeti çok fazla

Aynı zamanda göçmenlerin iş bulamaması, Alman ekonomisi içinde bir külfet anlamına geliyor. Araştırmaya göre yardımlardan yoğun olarak yararlanmak durumunda olan göçmenler için kamu bütçesinden yıllık 25 milyar Avro harcanıyor.

 

Almanya’daki Yabancı İstihdamı

Alman Yatırım Bankası (KfW) yaptığı araştırma ile ülkedeki yabancılara ilişkin ilginç veriler ortaya koydu. KfW’nin çalışmasına göre; ülkedeki küçük ve orta ölçekli işletmelerin 4’te 3’ünde yabancılar (AB ülkeleri vatandaşları dahil) istihdam ediliyor. Araştırmada 2021 yılına kadar sözkonusu işletmelerin büyük kısmının planlı şekilde yabancıları istihdam etmeye devam edeceği de öngörülüyor. Yani başka bir deyişle ülkede yabancı işgücüne ihtiyaç olduğu söyleniyor.

Orta ölçekli işletmeler, geçtiğimiz 5 yıl içerisinde yaklaşık 200 bin mülteciye; meslek eğitimi, staj veya yarı zamanlı çalışma imkanı sundu. Öte yandan bu işletmelerde 49 bin mülteci ise kalifiye işlerde istihdam edildi. Çalışmanın detaylarına aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz.

https://www.kfw.de/PDF/Download-Center/Konzernthemen/Research/PDF-Dokumente-Fokus-Volkswirtschaft/Fokus-Nr.-154-Januar-2017-ausl%C3%A4ndische-Besch%C3%A4ftigte.pdf