Tag Archives: İslamofobi

Macar başbakandan “Müslüman istilacılar” çıkışı

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Avrupa’ya gelen sığınmacılardan “Müslüman istilacılar” olarak bahsetti.

Geçtiğimiz hafta sonunda Almanya’nın önde gelen gazetelerinden Bild, son zamanlarda yaptığı çıkışlarla sık sık gündeme gelen Macar Başbakan Viktor Orban ile bir röportaj gerçekleştirdi. Orban, gazeteye verdiği demeçte Avrupa’ya gelen sığınmacılar hakkında “Biz onları Müslüman sığınmacılar olarak değerlendirmiyoruz. Onları Müslüman istilacılar olarak görüyoruz” dedi.

Orban, Suriye’den Avrupa’ya yol alan bir sığınmacının Macaristan’a ulaşmak için dört ülke geçmesi gerektiğine işaret ederek, “Herkes Almanya’ya gitmek istiyor. Yani demek ki canlarını korumaktan ziyade ekonomik göç yaptıkları ve daha müreffeh bir hayat aradıkları bu şekilde ispatlanıyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan çok kültürlülük konusunun da sadece bir aldatmacadan ibaret olduğunu ve bunu istemediklerini belirten Orban, çok sayıda Müslümanın gelmesi durumunda paralel toplumların meydana gelebileceğini iddia ederek, “Hıristiyan ve Müslüman toplumları asla birbiriyle bağlanamaz” diye konuştu.

Uygurların biyolojik verileri Çin tarafından arşivleniyor

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün son yayınladığı rapor, Çin’de uygulanan İslamofobiyi ve yabancı düşmanlığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Çin’in batısında yer alan ve yoğun olarak Uygur Türklerinin yaşadığı Sincan Özerk Bölgesi’nde yaşananlar, İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından yoğun eleştiriye tabi tutuldu. Rapora göre Çinli yetkililer, bölgede yaşayan ve 12-65 yaş arasında olan tüm insanların DNA örneklerini, gözbebeği taramalarını ve kan gruplarını topluyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW, Human Rights Watch) uygulamayla ilgili kaygılarından birisi de, bu verilerin gelecekte ifade özgürlüğünü etkileyecek biçimde kullanılması ihtimali. Benzer bir ifade, uygulamanın kanuni altyapısını oluşturan yasada da geçiyor. Yasada, uygulamanın sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi yanında “toplumsal istikrara” da faydalı olacağı açıkça belirtiliyor.

Uygulama sadece bölgeyle sınırlı değil. Çalışmak için yoksul bölgeyi terk edip Çin’in farklı şehirlerinde ikamet eden kimselerden de yasa gereği bu örnekler toplanıyor; bu durum da uygulamanın İslamofobik saiklerle yürürlüğe koyulduğu iddialarını nitelikte olarak değerlendiriliyor.

Konu hakkında konuşan İnsan Hakları İzleme Örgütü Çin Direktörü Sophie Richardson, “tüm nüfusun biyolojik verilerinin zorunlu olarak toplanması, uluslararası insan hakları normlarının toptan ihlali anlamına geliyor ve ücretsiz sağlık programları çerçevesinde gizlice yapıldığında daha da rahatsız edici bir hale bürünüyor” diyerek durumdan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün uygulamayla ilgili kaygılarından birisi de, bu verilerin gelecekte ifade ve inanç özgürlüğünü etkileyecek biçimde kullanılması ihtimali. Çin Hükümeti daha önce birçok defa bölgedeki protestoları şiddet kullanarak bastırmış ve uluslararası kamuoyunun tepkisini çekmişti.

Bölgede yaşayan Uygurların sadece fiziksel şiddete maruz kalmadığını ispatlayan tek uygulama biyolojik verilerin Çin tarafından toplanmasıyla kalmıyor; Uygurlar sistematik bir şekilde eğitim ve sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılıyorlar.

Örneğin geçtiğimiz yıl eğitim amacıyla başta Türkiye olmak üzere yurtdışına giden öğrencilerin bölgenin “toplumsal istikrarına” zararlı oldukları gerekçesiyle yurtdışına seyahat etmeleri yasaklanmış, giden öğrencilerin geri dönmeleri emredilmişti.

İslamofobi ile teknolojik mücadele

Sosyal Akıl Derneği tarafından yürütülen bir proje kapsamında akıllı cep telefonları için “Fight İslamofobi” adlı bir uygulama geliştirildi. Uygulama ile dijital oyunlar, ders kitapları ve çizgi filmlerdeki İslamofobik unsurların ortaya çıkarılıp belgelenmesi hedefleniyor.

Dini referans alarak İslam’a ve Müslümanlara karşı irrasyonel bir nefreti ifade eden İslamofobi, günümüzde farklı boyutlarıyla sıkça gündeme gelen olgusal bir gerçeklik. Kökenleri Endülüs’ün Müslümanlar tarafından fethedilmesine kadar geri götürülebilecek olan bu olgu, günümüzde özellikle Batı toplumlarında kendini giderek fazla daha fazla hissettiriyor.

Sosyal Akıl Derneği, tam da bu konuya ilişkin farkındalık yaratmak amacıyla bir proje geliştirdi. Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından desteklenen proje kapsamında “Fight İslamofobi” adlı bir uygulama geliştirildi. Akıllı cep telefonuna bu uygulamayı yükleyenler, dijital oyunlar, ders kitapları ve çizgi filmlerde rastladıkları İslamofobik unsurların görüntüsünü çekip, derneğe iletebilecekler.

Sosyal Akıl Derneği Başkanı Mesut Dündar, Anadolu Ajansı’na verdiği mülakatta, uygulamanın yazılım aşamasının tamamlandığını ve test aşamasına geldiklerine aktarırken, bir ya da iki ay içerisinde bu uygulamanın sisteme yüklenip daha geniş kitlelere duyurusunun yapılacağını ifade etti.

Ayrıca Dündar, “uygulama aracılığı ile kendilerine gönderilecek fotoğraf ve görüntüleri tahlil etmek amacıyla akademisyenlerden müteşekkil bir bilim kurulu oluşturduklarını ve bu kurulda incelenecek verilerin daha sonra düşünce kuruluşları, araştırma merkezleri ve üniversitelerde paylaşılacağını” belirtti.

Müslümanlar ve camiler ırkçı saldırıların hedefinde

Almanya’da federal hükümet tarafından ilgili soru önergesine verilen yanıt, Müslümanlara ve camilere yönelik saldırıların artarak devam ettiğini ortaya çıkardı.

Almanya’da ırkçı saldırılar artarak devam ediyor. Bu saldırıların referans nesnesi ise çoğu kez Müslümanlar ve camiler oluyor. Sol Parti’nin soru önergesine verilen cevap da bu gerçeği bir kez daha gözler önüne sermiş durumda.

Polis ve Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın verilerine göre 2017 yılının ilk çeyreği itibariyle Müslümanlara ve ibadethanelerine yönelik toplam 200 saldırı söz konusu oldu. 2017’nin ikinci çeyreğinde ise 274 saldırı gerçekleştirilirken, bu saldırılarda 16 kişi yaralandı.

Öte yandan hükümetin soru önergesine vermiş olduğu cevapta saldırıların büyük bir çoğunluğunun aşırı sağcılar tarafından gerçekleştirildiği ve şimdiye saldırılar nedeniyle kimsenin tutuklanmadığı belirtildi.

 

İsviçreli Sosyal Demokrat: “İslam resmî din olarak tanınmalı”

İsviçre Sosyal Demokrat Partisi Lideri Christian Levrat, İsviçre’nin İslam’ı resmî din olarak kabul etmesi gerektiğini ifade etti.

İslam dininin İsviçre’de resmî olarak tanınmasının tartışmaya açılmasını isteyen Levrat, partisinin konu hakkında bir çalışma yürüttüğünü belirtti.  Parti lideri, böylece aşırı sağın nefret söyleminin de engellenebileceği görüşünde.

İslam bizim ülkemize ait” şeklinde konuşan Levrat’a göre, İslam dini için İsviçre’nin adım atması gerekiyor. Ülkede 160 bini İsviçre vatandaşı olmak üzere,  yaklaşık 400 bin Müslüman yaşıyor. İslam’ın resmî din olması durumunda, din adamlarının eğitimleri ve finansmanı devlet tarafından karşılanacak.

İsviçre’de bulan yaklaşık 240 camiden bazılarında gerçekleşen radikalleşme eğilimlerine dikkat çeken Levrat, yaşanan durumdan endişeyle bahsetti. Finansmanın devlet tarafından karşılanması durumunda, söz konusu çevrelerin, aşırıcılığı körükledikleri pek çok alanda, etkinlilerini yitirecekleri düşünülüyor.

Aşırı sağın İslamofobi temelinde bir kimlik inşa etmeye çalıştığına vurgu yapan Parti lideri, İslam dininin resmîleşmesi konusunda atılacak adımların, olumlu gelişmelere yol açacağı fikrini taşıyor. Levrat’a göre bu durumda, hem nefretin hem de radikalleşmenin önünü kesmek mümkün olabilecek.

Levrat, Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’nın İsviçre’deki rolü hakkında yöneltilen soru üzerine, konuya ilişkin düşüncelerini de paylaştı. Parti lideri, Diyanet İşleri’nin, İsviçre’deki bazı camileri finanse etmesine ilişkin getirilen yasağa karşı olduğunu belirtti.

 

Runnymede raporu: İslamofobi kurumsallaştı

Britanya merkezli araştırma kuruluşu Runnymede, İslamofobi konusunda yeni bir rapor yayınladı. Rapor, İslamofobi’nin artık toplumda kurumsallaştığını ortaya koyuyor.

Runnymede Trust, Britanya merkezli bir araştırma kuruluşu. Daha çok ırkçılığa odaklanan kuruluş, 1997 yılında İslamofobi kavramını popüler hâle getiren “İslamofobi: Hepimizin meselesi” isimli ünlü raporlarının yıldönümü meselesiyle konuyla ilgili yeni bir rapor yayınladı. Rapor, 20 yılda İslamofobinin geldiği noktayı ele alıyor ve mücadele tavsiyeleri veriyor.

20 yılda ne değişti?

1997 yılına ait ilk rapor ile 2017 yılı arasındaki rapor arasındaki farklardan biri olarak İslamofobi’nin tanımında yapılan değişiklik göze çarpıyor. 1997 yılında yapılan tanım, İslamofobi’yi “Müslüman karşıtı ırkçılık” olarak kısaca tanımlıyordu. Yeni raporda ise tanım daha da genişletildi ve detaylandırıldı.

Bu yılki raporda tanım, “Müslümanlara ya da Müslüman olarak algılanan kimselere yönelik herhangi bir ayrım, dışlama, kısıtlama veya aleyhlerinde tercih” olarak belirtiliyor. Tanımın devamında ise İslamofobi’nin toplumsal alandaki örneklerine yer veriliyor.

Lordlar Kamarası üyesi olan ve aynı zamanda Lordlar Kamarası’nda Muhafazakâr Parti’nin sözcülüğünü yapan Baroness Sayeeda Warsi, raporun önsözünde “Bu rapor politikacılar, sivil toplum ve kamu hizmetleri için İslamofobi’yi her hâliyle ele almak için bir tür uyarı niteliği taşımalı ve tavsiyeler ciddiyetle ele alınmalı” diyerek raporun önemini belirtti.

Öte yandan rapor, devletin geniş organlarını hedef alan tavsiyeler içeriyor. İlk tavsiye, devlet tarafından kurumun yaptığı İslamofobi tanımının kabul edilmesini içeriyor ve bunun İslamofobi ile mücadeleyi kolaylaştıracağını öne sürüyor.

Basına, içişleri bakanlığına, polise, belediyelere birçok sorumluluk yükleyen tavsiyeler kısmı, İslamofobi ile mücadelenin herkes için bir sorumluluk olduğunu altını çizerek sonlanıyor ve tüm Britanyalılara İslamofobi vakalarını karşılaştıkları her fırsatta engellemeleri veya kınamaları çağrısında bulunuyor.