Tag Archives: ayrımcılık

Fransa’da Müslüman karşıtı eylemler düşüşte

2017 yılında Fransa’da Müslüman karşıtı eylemlerde yüzde 34,6 oranında düşüş yaşandığı açıklandı.

Fransa İslam Konseyi’ne (CFCM) bağlı, İslamofobi’ye Karşı Ulusal Gözlemevi (ONCI) tarafından, 1 Şubat Perşembe günü yapılan açıklamada, 2017 yılında bir önceki yıla göre Müslüman karşıtı eylemlerde yüzde 34,6 oranında düşüş yaşandığı belirtildi.

2016 yılında Müslümanlara yönelik 186 saldırı kayıtlara geçerken, 2017 yılında bu rakamın 121’e düştüğü görüldü. Bu saldırıların 68’i ibadethanelere yönelik olurken bir önceki yılda 78 cami ve mescit İslamofobik saldırılardan nasibini almıştı.

Buna ek olarak, 2016 yılında Müslüman mezarlarına yönelik kayıtlara geçmiş 7 saldırı bulunmaktaydı. 2017 yılında bu alanda yapılan saldırıların da azaldığı ve 4 Müslüman mezarının tahrip edildiği görüldü.

Gözlemevi başkanı Abdallah Zekri konuyla ilgili yaptığı açıklamada, politikacıların ve bazı kesimlerin, İslam’ı ve Müslümanları damgalamaktan çekinmeyen konuşmalarının, Müslüman karşıtı eylemlerin faillerini cesaretlendirdiğinin altını çizdi ve bu otoriteleri tavırlarını değiştirmeye davet etti.

Öte yandan, Müslümanlara yönelik saldırılarla ilgili savcılığa yapılan bazı şikâyetlerin bir yıldır sonuçlanmadığını belirten Zekri, bu konuda adaletin daha hızlı işlemesini umut ettiklerini açıkladı.

Alman gibi görünmemek ayrımcılığa yol açabiliyor

Almanya’da yapılan bir araştırma, dış görünüş açısından Almanlara daha az benzeyenlerin daha sık ayrımcılığa maruz kaldığını ortaya çıkardı.

Araştırma sonuçlarına göre, siyah bir tene sahip olanlar, başörtüsü takanlar ya da Almancayı belirgin bir aksan ile konuşanlar Almanya’da daha dezavantajlı bir konumdalar.

Alman Vakıfları ve Göç Bilirkişi Konseyi (SVR) tarafından yürütülen ve sonuçları geçtiğimiz Salı günü açıklanan araştırmaya göre, dış görünüş itibariyle Almanlara daha çok benzeyen katılımcıların sadece yüzde 17’si kendilerini dezavantajlı hissettiklerini ifade ederken, göçmen ya da göçmen kökenli oldukları görünümlerinden kolayca anlaşılabilen katılımcıların yüzde 48’i ise ayrımcılığa uğradıklarını belirtti.

Ayrımcılıktan en fazla Türkler ve Müslümanlar mustarip

Araştırmada dikkat çeken bulgulardan birisi de, Türklerin ve diğer Müslüman toplulukların diğer kesimlere kıyasla daha yoğun bir ayrımcılığa maruz kalıyor olmaları. Araştırmaya katılan Türklerin yüzde 54’ü kendilerini daha dezavantajlı bir konumda görürken, diğer ülkelerden Almanya’ya göç edenlerde bu oran yüzde 40 civarında.

Bununla birlikte ankete katılan Müslümanların yüzde 55’i de ayrımcılık deneyimi yaşamış durumda. Hristiyanlığa mensup göçmen kökenlilerde bu oran sadece yüzde 29 iken, herhangi bir dini inanca sahip olmayan göçmen kökenliler arasında bu oran yüzde 32.

Avusturya Eğitim Bakanı’ndan tepki çeken başörtüsü açıklaması

Avusturya’da kurulan aşırı sağcı koalisyon hükümetinin yeni Eğitim Bakanı Heinz Fassmann, öğretmenlerin başörtüsü takmasına karşı olduğu belirtti.

Avusturya’da, Avusturya Halk Partisi (ÖVP) ile aşırı sağcı Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) tarafından kurulan koalisyon hükümetinin işbaşı yapmasının ardından kamuoyunda tepki çekecek açıklamaların yapılması uzun sürmedi.

Seçim evresinden bu yana başta Müslümanlar olmak üzere yabancı ve sığınmacı karşıtı bir retorik benimseyen koalisyon hükümetinin yeni Eğitim Bakanı Heinz Fassmann, ülkenin önde gelen medya kuruluşlarından Kurier’e mülakat verdi. Söz konusu mülakatta, “öğretmenlerin başörtüsü takmamaları” gerektiğini ifade etti.

Heinzman, Kurier muhabirinin “başörtüsü yasağına olumlu mu bakıyorsunuz?” sorusuna “seküler devlete yönelik bir sempatim var ve din dersleri ile özel okullar haricinde öğretmenlerin başörtüsü takmamaları gerektiğini düşünüyorum” yanıtını verdi. Eğitim Bakanı’nın bu ifadeleri Avusturya’da yaşayan Müslümanlar tarafından tepki çekti.

Heinzmann’ın aynı gün içinde Österreich adlı haber portalı ile yapılan mülakatta da söz konusu görüşlerini yineledi. Öte yandan mülakatta kendisine başörtüsü ile ilgili görüşlerine atıfla, sınıflarda bulunan haç sembolleri hakkındaki düşünceleri de soruldu. Çiçeği burnunda Bakan ise bu soruya “elma ile armutların karşılaştırılmaması gerektiğini ve bir kişideki etkileşim yoğunluğunun duvarda asılı bir nesneden çok farklı olduğu” yanıtını verdi.

 

Almanya’da yeni bir ayrımcılık vakası

Almanya’da bir Suriyeli sığınmacıya meslek eğitimi için başvurduğu iş yerinden “ülkenize geri dönün” yanıtı geldi.

Salim F. (isim temsili) iki yıl önce ülkesindeki iç savaş nedeniyle Suriye’den Almanya’ya gelen ve hayatında yeni bir sayfa açmak isteyen milyonlarca sığınmacıdan biri. 26 yaşında olan ve Almanya’da bulunduğu kısa sürede ülkenin dilini öğrenen Salim, gerekli koşulları sağladıktan sonra meslek eğitimi almak için bir araç satış bayisine başvuruda bulundu.

Bu başvurusu karşılığında aldığı yanıt ise genç Suriyeliyi hayrete düşürecek nitelikte idi. Zira söz konusu yanıtta Salim’e “ülkesindeki savaşın bittiği ve kendisine orada daha fazla ihtiyaç duyulacağı için geri dönmesi” salık verilmekteydi. Olayın, Almanya’da spesifik olarak göç olgusuna yönelik bir haber portalı olan MiGAZIN tarafından ortaya çıkarılması ile birlikte iş yerinin sosyal medyadaki hesabına insanlar tarafından tepki mesajları yağdı.

İş yerinden özür açıklaması

Tepkilerin çoğalması üzerine iş yerinin sosyal medya hesabından özür mahiyetinde bir mesaj yayınlandı. Mesajda “yaşanan olayın kabul edilemez bir durum olduğu ve yanıtı veren çalışanla ilgili gerekli işlemlerin yapılacağı” belirtildi.

İş yerinin müdürü Carsten Budde, MiGAZIN ile yapmış olduğu görüşmede söz konusu çalışanın iş yeri ilişiğinin kesildiğini ve Salim ile mülakat için bir tarih belirlediklerini ifade etti. Öte yandan, aynı kaynaktan aktarıldığına göre, Salim’e meslek eğitimi vermek isteyen birçok iş yerinin yazı işlerine başvurdukları belirtildi.

İsviçre’de göçmenlerin dörtte biri ayrımcılığa uğruyor

İsviçre’de yaşayan göçmen kökenlilerin yaklaşık dörtte biri, ayrımcı veya ırkçı eylemlere maruz kalıyor.

İsviçre Federal İstatistik Ofisi’nin (OFS) “Göçmen Nüfusun Entegrasyon Göstergeleri 2016” adıyla 15 Aralık’ta yayınladığı çalışması, İsviçre’de yabancı kökenli kişilerin yaklaşık dörtte birinin en az bir kez ayrımcılığa uğradığını gösterdi.

Araştırmaya göre, İsviçre’nin yetişkin nüfusunun yüzde 37’sini yabancılar oluşturuyor. Bu oranın içinde İsviçre’de yaşayan yabancılar, vatandaşlığa kabul edilen göçmenler, ailesi yurt dışında doğan İsviçre vatandaşları bulunuyor.

2016 yılı için yapılan araştırma, İsviçre’deki yabancıların yüzde 22,6’sının ayrımcı veya ırkçı bir deneyim yaşadığını gösterdi. Göçmen kökenli olmayan kişiler içinse bu oran üç kat daha düşük.

Araştırmaya göre yabancılar, köken, din ya da ten renkleri nedeniyle ayrımcılığa maruz kalıyor. Ayrımcılığın en çok yaşandığı alanlar ise konut bulma, istihdam, eğitim ve iş ortamları olarak sıralanıyor.

OFS’nin araştırması, en çok ayrımcılık deneyimi yaşayanların, 25-39 yaş arasındaki İsviçre’de yaşayan yabancı kökenli kişiler olduğunu ortaya koydu. Bu yaş aralığındaki yabancıların yüzde 32’si en az bir kez olmak üzere ayrımcılığa maruz kaldığını belirtti. Bu oran, 14-24 yaş arası yüzde 29,4; 40-54 yaş arası ise yüzde 21,2 civarında.

Araştırmada aynı zamanda yabancı kökenli kişilerin devlet kurumlarına güvenirlik düzeyi de yer aldı. Buna göre, İsviçre’de yaşayan 18 yaş üstü yabancı kökenli kişilerin yüzde 58,5’inin devlet kurumlarına güvendiği ortaya çıktı.

Uygurların biyolojik verileri Çin tarafından arşivleniyor

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün son yayınladığı rapor, Çin’de uygulanan İslamofobiyi ve yabancı düşmanlığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Çin’in batısında yer alan ve yoğun olarak Uygur Türklerinin yaşadığı Sincan Özerk Bölgesi’nde yaşananlar, İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından yoğun eleştiriye tabi tutuldu. Rapora göre Çinli yetkililer, bölgede yaşayan ve 12-65 yaş arasında olan tüm insanların DNA örneklerini, gözbebeği taramalarını ve kan gruplarını topluyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW, Human Rights Watch) uygulamayla ilgili kaygılarından birisi de, bu verilerin gelecekte ifade özgürlüğünü etkileyecek biçimde kullanılması ihtimali. Benzer bir ifade, uygulamanın kanuni altyapısını oluşturan yasada da geçiyor. Yasada, uygulamanın sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi yanında “toplumsal istikrara” da faydalı olacağı açıkça belirtiliyor.

Uygulama sadece bölgeyle sınırlı değil. Çalışmak için yoksul bölgeyi terk edip Çin’in farklı şehirlerinde ikamet eden kimselerden de yasa gereği bu örnekler toplanıyor; bu durum da uygulamanın İslamofobik saiklerle yürürlüğe koyulduğu iddialarını nitelikte olarak değerlendiriliyor.

Konu hakkında konuşan İnsan Hakları İzleme Örgütü Çin Direktörü Sophie Richardson, “tüm nüfusun biyolojik verilerinin zorunlu olarak toplanması, uluslararası insan hakları normlarının toptan ihlali anlamına geliyor ve ücretsiz sağlık programları çerçevesinde gizlice yapıldığında daha da rahatsız edici bir hale bürünüyor” diyerek durumdan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün uygulamayla ilgili kaygılarından birisi de, bu verilerin gelecekte ifade ve inanç özgürlüğünü etkileyecek biçimde kullanılması ihtimali. Çin Hükümeti daha önce birçok defa bölgedeki protestoları şiddet kullanarak bastırmış ve uluslararası kamuoyunun tepkisini çekmişti.

Bölgede yaşayan Uygurların sadece fiziksel şiddete maruz kalmadığını ispatlayan tek uygulama biyolojik verilerin Çin tarafından toplanmasıyla kalmıyor; Uygurlar sistematik bir şekilde eğitim ve sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılıyorlar.

Örneğin geçtiğimiz yıl eğitim amacıyla başta Türkiye olmak üzere yurtdışına giden öğrencilerin bölgenin “toplumsal istikrarına” zararlı oldukları gerekçesiyle yurtdışına seyahat etmeleri yasaklanmış, giden öğrencilerin geri dönmeleri emredilmişti.