Tag Archives: Aşırı sağ

AfD’nin PEGİDA kararı

Almanya için Alternatif Partisi (AfD), göçmen ve İslam karşıtı PEGİDA’nın düzenlediği organizasyonlara üyelerinin katılım yasağını kaldırma kararı aldı.

2016 yılında aldığı bir kararla üyelerinin PEGİDA (Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar) gösterilerine katılım sağlamalarına izin vermeyen Almanya için Alternatif Partisi (AfD) bu yasağı kaldırdı. Bundan sonra AfD üyeleri herhangi bir yaptırıma maruz kalmadan parti flamaları ve sembolleri ile birlikte PEGİDA gösterilerine katılabilecek.

AfD Meclis Grubu Başkanı Alice Weidel, söz konusu kararın uzun bir düşünme aşamasının sonunda alındığını ifade ederken partinin Saksonya-Anhalt Eyaleti Başkanı Andre Poggenburg ise yasağın kaldırılmasını bir “mihenk taşı” olarak değerlendirdi.

İşbirliği fikri yeni değil

Partinin eş başkanları Jörg Meuthen ve Alexander Gauland, Şubat ayından itibaren yasağın kaldırılabileceğinin sinyalini veren açıklamalarda bulunuyordu. Bu konuda Meuthen ve Gauland’ı endişelendiren tek husus, suç dosyası oldukça kabarık olan PEGİDA lideri Lutz Bachmann’dı.

Bachmann’ın Hitler’in bıyığını ve saç kesimini taklit ettiği bir fotoğrafını yayınlanmasının büyük bir tartışmaya neden olması ve bu hareketinden sonra görevinden çekilmesi ile birlikte işbirliği önündeki tek çekince de ortadan kalkmış oldu.

 

Trudeau, İslamofobiyle mücadele sözü verdi

Geçtiğimiz yıl yaşanan cami saldırısının yıl dönümünde konuşan Kanada Başbakanı Justin Trudeau, İslamofobiye karşı kararlı bir duruş sergileyeceklerini söyledi.

Geçtiğimiz yıl Quebec Camii’ne gerçekleştirilen saldırı, bu yıl büyük bir törenle anıldı. Törene birçok sivil toplum kuruluşundan temsilcilerin yanında siyasetçiler de katıldı. Quebec Başbakanı Philippe Couillard ve muhalefet temsilcileri, İslamofobiye karşı birlik mesajı verdi.

Etkinlik öncesi parlamentoda söz alan Kanada Başbakanı Trudeau ise tüm milletvekillerine çağrıda bulunarak İslamofobiye karşı birlikte mücadele etmeleri gerektiğini söyledi.

“Açıkça ayağa kalkıp İslamofobi ve ayrımcılığın her türlüsünün karşısında olduğumuzu söylememiz, saldırının kurbanlarına borcumuzdur” diyen Trudeau’nun sözleri parlamentoda yoğun alkış aldı.

Saldırının anısına Trudeau’dan sonra konuşma yapan Muhafazakar Parti lideri Andrew Scheer, İslamofobi tabirini kullanmadı. Durumu “terör saldırısı” ve “nefret suçu” olarak niteleyen Scheer, “saldırı tüm bölgeyi, eyaleti ve ülkeyi sarsan bir terör faaliyetiydi” diyerek saldırıyı lanetledi.

Daha sonra Quebec Camii’ne geçen Trudeau, anma töreninde konuşurken Muhafazakar Parti’nin duruşunu eleştirerek “Neden İslamofobi kelimesi bizi rahatsız ediyor? Kimse homofobi kelimesinden şikayetçi değil ama İslamofobi kelimesi bizi boğuyor” dedi.

Ne olmuştu?

29 Ocak 2017 tarihinde gerçekleştirilen Quebec Camii saldırısı, aşırı sağcı Alexandre Bissonnette tarafından akşam namazı çıkışında gerçekleştirilmişti. Bissonnette, otomatik silahla cemaate ateş açmış bunun sonucunda altı kişi yaşamını kaybetmişti. Saldırı, Kanada tarihindeki en büyük İslamofobik saldırı olarak kayda geçti.

Aşırı sağcılar Varşova’da gövde gösterisi yaptı

Cumartesi günü, Polonya’nın bağımsızlık günüydü. Ancak kutlamalar adeta aşırı sağın gövde gösterisine dönüştü.

Polonya, 11 Kasım 1918 tarihinde bağımsızlığını geri kazandı. Bu tarih o yıldan beri “Bağımsızlık Günü” olarak Polonya’nın dört bir yanında kutlanıyor. Ancak son yıllarda bu kutlamalar, aşırı sağın gövde gösterisine dönüşmüş durumda.

Geçtiğimiz hafta sonu Varşova’da toplanan kalabalık, son yıllardaki eğilimi sürdürerek aşırı sağcı söylemlere devam etti. Eylem adeta aşırı sağcı kutlamaların kontrolü ve hegemonyası altında geçti.

Sloganlarda İslam karşıtlığı öne çıktı

Bağımsızlık Günü kutlamalarına aşırı sağcılar da  her yıl yeni bir sloganla katılıyor. Bu yıl aşırı sağcıların “Biz Tanrı’yı istiyoruz” sloganıyla düzenlenen yürüyüşte İslamofobik, yabancı karşıtı ve ırkçı sloganlar da dikkat çekti. Göçmenlere yönelik küfürler pankartlarda yer alırken sloganlardaki İslam karşıtlığı da yoğundu.

“Temiz kan,” “Avrupa beyaz olacak,” “İslami Holokost için dua edin” gibi sloganların yanı sıra “Tanrı, gurur, anavatan” ve “Anayurdun düşmanlarına ölüm” gibi sloganlar da meydanlarda yer aldı. Üstelik eyleme sadece Polonya’dan değil, diğer Avrupa ülkelerinden de gruplar ve temsilciler katıldı.

Toplam 60 bin kişinin katıldığı düşünülen gösteri, Ulusal Radikal Cephe tarafından düzenlendi. Aşırı sağcı grup daha önce Müslümanlara, eşcinsel haklarına ve Avrupa Birliği’ne karşı eylemler düzenlemiş; bu unsurların Katolik değerlerin altını oyduğunu savunmuştu.

Daha önce Polonya, Avrupa Birliği anlaşmaları gereği payına düşen sığınmacıları almayı reddetmiş; ayrıca nüfusunun yüzde birinden azını oluşturan Müslümanları hükümet tarafından ulusal güvenliğe tehdit olarak gördüğünü belirtmişti.

Kamuoyunda aşırı sağ eğilim

Aşırı sağcı hareketler Polonya’da bir süredir yükselişte. Siyasetin merkezindeki partilerin söylem olarak sağa kayması bir yana dursun, aşırı sağcı hareketler Polonya kamuoyundaki desteğini günbegün artırıyor. Kasım 2016’da Kamuoyu Araştırmaları Merkezi (CBOS) tarafından yürütülen bir araştırmaya göre nüfusun yüzde 17’si Ulusal Radikal Cephe’yi destekliyor.

Öte yandan yine aynı araştırmaya göre, nüfusun yüzde 88’i kendisini vatansever olarak tanımlıyor. Ayrıca milliyetçi hareketlerin en yoğun destek aldığı grup, 25 yaşın altındaki gençler. Bu gençlerin yüzde 38’i aşırı sağcı grupları destekliyor. Bu da yine CBOS verilerine göre ülkenin Doğu Bloku’ndan koptuğu doksanlı yıllardan beri en yüksek oran.

Fransa’daki çekiçli saldırıları aşırı sağcılar üstlendi

Fransa’da Eylül ayında gerçekleşen çekiçli saldırıları, aşırı sağcı grup üstlendi. Toplam 6 saldırı gerçekleştirdiklerini iddia eden grup, eylemlerine devam edeceğini söyledi.

Kendilerine “Halkı ve Fransız Vatanını Savunma Komandosu”(CDPPF) adını veren ırkçı bir oluşum Le bien public gazetesine sentetik ses kayıtlarından oluşan mesajlar gönderdi. 2 ve 3 Kasım’da gönderilen ses kayıtlarında 13-26 Eylül 2017 tarihleri arasında gerçekleşen çekiçli saldırılardan sorumlu olduklarını iddia etti. Sonuncusu Dijon’da, Burgonya Üniversitesi Kampüsü’nde gerçekleşen saldırıda 3 kişi yaralanmıştı. Irkçı grubun eylem yeri olarak bahsi geçen üniversiteyi seçmesinin sebebi ise kendi deyimleriyle “çok kültürlülüğün sembollerinden biri olması”.

Grup benzer diğer saldırıları da üstlenmesine rağmen, Dijon’da gerçekleşen saldırıyla, 15 Eylül’de Chalon-sur-Saône’da gerçekleşen saldırılar arasında henüz bir bağlantı kurulamadı. “Fransa’nın İslamlaşması”na karşı savaştıklarını söyleyen grup, saldırıların devamının geleceğini söyledi.

Irkçı grup Breivik hayranı

Gönderdikleri kayıtta kurbanları, başörtüsü taktıklarından ya da ten renklerinden dolayı seçtiklerini vurgulayan grubun, İslam karşıtı sözleri dikkat çekti. Grup ayrıca 2011 yılında Norveç’te gerçekleşen ve 77 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırının faili Anders Behring Breivik’e olan hayranlığını da dile getirdi.

Mesajların ardından açıklama yapan Dijon Cumhuriyet Savcısı Éric Mathias, iddiaların gerçek olduğunu söylemenin henüz imkânsız olduğunu ifade etti.

Yetkililere görev çağrısı

Fransa’da ırkçılık karşıtı bir kuruluş olan SOS Racisme, bu aşırı sağcı grubun varlığından endişe duyduklarını belirterek savcılığın bu konuda geniş çaplı bir soruşturma yürütmesini istedi. Kuruluş bu eylemlerin faillerinin en ağır şekilde cezalandırılmasını, aksi takdirde böylesi aşırı sağcı milislerin çoğalmasının önüne geçilemeyeceğini vurguladı.

Ölüm vakaları gerçekleşmeden önce devlet yetkililerinin bu durumun ağırlığının bilincine varması gerektiğine dikkat çeken SOS Racisme, saldırıların faillerinin bulunması ve aşırı sağcı grubun ortaya çıkarılması için tüm istihbarat araçlarının kullanılmasını istedi. Birlikte yaşayabilmeyi sağlayan doğal dinamiklerin sağlamlaştırılmasının tek yolunun böylesi grupların oluşumuna fırsat vermemek olduğunun altını çizdi.

Aşırı sağcılar Müslüman mahallesi’nde İslam safarisi düzenleyecek

Aşırı sağcı liderler, Brüksel’deki Müslüman bölgesinde “İslam Safarisi” düzenlemeyi planlıyor. Etkinliğe Hollanda’dan ve Belçika’nın Flaman bölgesinden siyasetçiler katılacak.

Hollanda’dan Özgürlük Partisi (PVV) ve Belçika’dan Flaman Çıkarları Partisi (FIP), Brüksel’de ortak bir etkinlik düzenleyecek. Müslümanların yoğun olarak yaşadığı Molenbeek bölgesinde “İslam safarisi” düzenleyecek liderler etkinliklerini radikal söylemlerle temellendiriyorlar.

2015 ve 2016 yılında düzenlenen saldırılardan sonra uluslararası medya tarafından “Avrupa’nın cihat merkezi” olarak tanımlanan mahalle, bugün de siyasilerin hedefinde. Kuzey Afrika kökenli göçmenlerin yaşadığı mahallenin bu kadar ünlenmesi, Paris saldırılarına kadar gidiyor. Toplamda 130 kişinin ölümüne sebep olan saldırıların planlayıcısı Salah Abdeslam bu mahallede gizlenmiş, şüpheli bir pizza siparişinden sonra Belçika polisleri tarafından yakalanmıştı.

Safari tanımı tartışma yaratıyor

Etkinlik öncesinde “safari” kelimesinin saldırgan amaçlar taşıdığını söyleyen Molenbeek belediye başkanı Francoise Schepmans, etkinliği engellemek için gerekli önlemleri alacağını belirtti.

Açıklamaların ardından konuşan FIP lideri Dewinter, ne olursa olsun mahalleye gideceklerini söyledi. İslam safarisi tanımının ise bölge sakinlerini provoke etmek için seçilmediğini belirtti

“Geert ve ben İslam tarafından işgal edilmiş mahallelerden geçerek Molenbeek ve Brüksel’e bir ziyaret gerçekleştireceğiz. Molenbeek’teki gerçeklik ne? Arapça konuşma dili, cami belediye binasının yerine geçti. İmam artık belediye başkanı. Provokasyon bu.”

“Ama dış dünya bunun hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyor. Bu yüzden içeriye girmemize izin verilmiyor. Dünya tersine dönmüş.”

Wilders Molenbeek’i Rakka’ya benzetiyor

Belçika medyasına konuşan Wilders de ziyaretin bir provokasyon olmadığını söylüyor.

“Bu nasıl bir provokasyon olabilir? Molenbeek Belçikalılara ait, onlara değil. Molenbeek’i bir seferinde Gazze ile kıyaslamıştım. Ama muhtemelen Rakka daha iyi bir karşılaştırma olur. Sadece Molenbeek henüz özgürleştirilmedi.”

Etkinliğin 3 Kasım Cuma günü düzenlenmesi planlanıyor.

Birleşik Krallık’ta nüfus artışının en büyük etkeni göçmenler

Birleşik Krallık’ta 10 yıl içinde nüfus artışının yüzde 77’sinin göçmen kaynaklı olması bekleniyor.

Ulusal İstatistik Bürosu’nun 2016 nüfus verilerine dayandırarak yaptığı çalışmaya göre, Birleşik Krallık nüfusu önümüzdeki 10 yılda 3,6 milyon artacak, 2029 yılında ise 70 milyona ulaşacak. 2026 yılında gelindiğinde ise nüfus artışının yüzde 54’ünün ülkeye giriş yapan göçmenlerden geleceği hesaplanıyor.

Göçmenlerin çocukları ve dolaylı nüfus artışı eklenince bu oran 2041 projeksiyonları için yüzde 77’ye çıkıyor. Bunun sebebi ise göçmenlerin genel olarak genç olmaları ve Birleşik Krallık ortalamasının daha üstünde doğum oranlarına sahip olmaları.

Öte yandan bu tahminler, 2014 yılı nüfus verileri baz alınarak yapılan bir önceki tahminlere göre büyük farklılık gösteriyor. Bir önceki tahminlerde 2041 yılında Birleşik Krallık nüfusunun 74,9 milyon olacağı öngörülmüştü. Bu yıl ise bu tahmin 72,9 milyon olarak güncellendi. Göçmenlerin nüfus içindeki payının uzun vadede artması beklenirken, bir önceki projeksiyona kıyasla nüfus artışına olan katkısının da artması bekleniyor. Nitekim önceki tahminlerde göçmenlerin nüfus artışına etkisinin yüzde 70 bandında olacağı öngörülüyordu.

Yaşlanan demografiye katkı da suç (!)

Dün (26 Ekim) açıklanan veriler, Birleşik Krallık kamuoyunda şimdiden gündem oluşturmuş durumda. Aşırı sağcı ve göçmen karşıtı duruşuyla bilinen Nigel Farage, Twitter hesabından konuyla ilgili bir açıklama yaparak, nüfus artışının yaşam kalitesinde bir düşüşe sebep olacağını belirtti.

Öte yandan nüfus artışına tepki gösterenler sadece göçmen karşıtı siyasetçiler değil. Çevreciler de nüfus artışının olumsuz etkilerinin ağır bastığı görüşünde. Population Matters lideri Robin Maynard da bu kimselerden.

“Birleşik Krallık’ın şu anki nüfusu sürdürülebilir değil. Bugünün verileri gösteriyor ki çevremiz, alt yapımız ve kamu hizmetlerimiz en azından bir yıl daha dayanılmaz bir baskı altında kalacak” diyen Maynard, nüfus artışının endişe verici olduğunu düşünüyor: “Tek başına rakamlar yeterince korkutucu ancak temel eğilim daha da endişe verici. İstatistik Bürosu nüfusumuzun en az yüz yıl daha artmaya devam etmesini bekliyor.”

  • 1
  • 2