In Söyleşiler

“Misyonumuz, Avrupa’da herkes için eşitlik, dayanışma ve refahın sağlanması”

1998’de kurulan ENAR (Irkçılığa Karşı Avrupa Ağı), 600’den fazla sivil toplum örgütünü bir araya getirerek ve sivil toplum adına ortak adımlar atarak Avrupa Birliği’nin karar alma sürecini etkilemeye çalışan bir oluşumdur. ENAR, kendi sitelerinde de belirtildiği gibi, Avrupa’da ırkçılık karşıtlığını ırksal eşitlikçilik savunuculuğu ile birleştiren ve sivil toplum ırkçılık karşıtı aktörlerin dayanışmasını sağlayan tek oluşumdur. Aşağıda vakfımız adına ENAR’ın İletişim ve Basın Görevlisi Georgina Siklossy ile yapılmış söyleşi yer almaktadır.

Enar, Avrupa’dakinin aksine Türkiye’de çalışmaları yeterince tanınmayan bir kurum. Türkiye’deki araştırmacılar ve konuyla ilgilenenler için kurumunuzu kısaca tanıtır mısınız?

Irkçılıkla Mücadele için Avrupa Ağı (ENAR), Avrupa çapında sivil toplum ırkçılığı karşıtı aktörler arasında işbirliğini kolaylaştırmayı amaçlayan bir ağ. Genel misyonumuz, Avrupa’da herkes için eşitlik, dayanışma ve refahın sağlanması. Ten rengi, etnik köken, cinsiyet, din, engellilik ve yaş gibi konularda toplumsal katılımı artırmak istiyoruz. Özellikle ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele konularına odaklanıyoruz.

Analiz, vizyon, somut politika önerileri sunmaktayız. İnsanların hak temelinde mevcut zorluklara tepki göstermelerine yardımcı olmak için gayret gösteriyoruz. Ayrıca, Avrupa’daki yerel ve ulusal anti-ırkçılık örgütlerini birbirine bağlayarak daha geniş bir etki sahasına ulaşmayı hedefliyoruz.

Öncelikli çalışma sahalarınız nelerdir?

Başlıca çalışma alanlarımızı şu şekilde sıralayabiliriz; “Veri Toplama”, bizler bu alanda ayrımcılığı ölçmek ve eşitliği sağlamak için veri toplama çağrısı yapmaktayız. Bunun yanı sıra, “Irkçı Suçlar” var. Biz burada mevcut mevzuatın ırkçı suçlara karşı daha iyi işletilmesini talep etmekteyiz. Diğer bir sahamız da “İstihdam”dır, yani etnik ve dini azınlıkları etkileyen işgücü piyasasındaki engellerin kaldırılmasını savunmak. Dördüncü çalışma sahamız ise “Göç”tür ve AB’nin göçmen hakları konusundaki çalışmalara odaklanmasını talep etmektir burada amacımız. Son olarak ta “Güvenlik ve polis” var.  ENAR burada terörle mücadele yasalarında insan haklarının korunması ve bağımsız denetim mekanizmalarının etkin işletimi için çağrıda bulunmaktadır.

ENAR esasen kapsamlı olarak çingenelerin, Afrikalıların, Müslümanların ve Yahudilerin karşılaştıkları ırkçılığa odaklanmaktadır. Bu anlamda, Afrofobi, İslamofobi ve Antisemitizm’i ele alan özel ulusal stratejiler de aramaktayız.

Irkçılık ve göç konularının kesiştiği çalışmalara ne zaman başladınız?

ENAR’ın kurulmasından bu yana göç konularında ve politikalar üzerinde çalıştık, bu politikaların ayrımcılıkla ilişkili olup olmadığı meselesi ve bunların ırksal, etnik ve dini azınlıkları nasıl etkilediğine özellikle odaklanıyoruz.

Son olarak Shadow Report on Racism and Migration in Europe (Irkçılık ve Avrupa’da Göç Üzerine Gölge Rapor) çalışmasını yayımladınız. Raporda hangi başlıklar öne çıkıyor? 

Temel sonuç, göç karşıtı siyasi söylemlerin ve dışlayıcı politikalarının göçmenler üzerinde orantısız bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Hükümetlerin Avrupa’ya yönelen büyük göçmen akınlarına verdikleri cevaplar, dışlanma ve güvenlik tartışmalarını gündeme getirdi.

Bununla beraber, AB çapında sivil toplum örgütleri tarafından göçmenlere ve mültecilere karşı birçok ırkçı saldırı rapor edildi. Örneğin, Almanya’da, 2016 yılında mülteci ve sığınmacılara yönelik toplam 3.729 saldırı bildirildi. Bu orana bakılacak olursa, günde 10’dan fazla nefret suçu işlenmektedir. 2015’te Yunanistan’da, göçmen ve mültecileri hedef alan 75 ırkçı olay gerçekleşti. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 60 oranında bir artış demek.

İş gücü piyasasına erişimdeki engellere baktığımızda, ev sahibi toplumla göçmenler arasında sömürü düzeyine varan bir eşitsizlik göze çarpıyor. İş gücü piyasasındaki eşitsizlikleri ele alan ulusal düzeyde bir göçmen entegrasyon planı olmadığında göçmenlerin bu piyasaya başarılı biçimde entegrasyonu git gide zorlaşıyor.

Göçün AB’de bir güvenlik meselesi olarak ele alınması,  Üye Ülkeler’in sınır güvenlik politikaları ve terörle mücadele tedbirleri etnik profilleme ve ayrımcılığa yol açıyor. Finlandiya’da polis ve sınır muhafızları, Nisan 2016’da çeşitli şehirlerde özel olarak “Finlandiyalı gibi görünmeyen insanlar”ı hedefleyen “yerinde kontroller” gerçekleştirdi. İtalya’da, başta Nijeryalılar olmak üzere çok sayıda Afrikalının sığınma talebi sistematik biçimde engellendi. Bunun yerine resmi bir ret emri çıkarıldı. Avusturya, Belçika, Fransa, İspanya ve Birleşik Krallık’ta yabancı uyruklular ve Müslüman göçmenler “şüpheli davranış” iddialarından hareketle polise bildirilir veya polis tarafından kontrol edilir.

Avrupa’da ana akım medyada en sık rastlanan ırkçı söylemler nelerdir?

Birçok Üye Devlette medya organları, mültecileri tehdit olarak nitelendiren siyasi söylemi yeniden üretmekten çok daha fazlasını yapmış ve bu konudaki kamuoyunun değişmesine katkıda bulunmuştur. 2015/2016 boyunca ana akım medyanın çoğu göç konusunda siyasi kurumlarla karşı karşıya gelmedi. Özellikle, terörist saldırıların medya tarafından rapor edilmesi, göçün yönetimi konusundaki kamuoyu pozisyonunu değiştirdi. Örneğin 2015 sonunda, Paris Saldırıları’nın ardından, Romanyalıların yüzde 75.6’sı ülkeye mültecilerin kabul edilmemesi gerektiğini savunuyordu. Aynı dönemde yüzde 80.2’lik bir oran da mültecilerin Romanya’da yerleştirilmesine karşı çıkıyordu.

Bu arada, göç konularında yayın yapan gazetecilerin çoğunlukla uzman olmadıkları ve yeterli anlayış, bilgi ve deneyimden yoksun oldukları da göz önünde tutulmalı.

Irkçı ifadeler hangi etnik veya dini kimlik üzerinde yoğunlaşıyor?

Özellikle Müslümanlara yönelik politik söylemlerde bir ‘sertleşme’ göze çarpıyor. Yıllardır Müslümanların kriminalize edilmesi alışageldik bir tutumdu ancak 2015-2016 Belçika ve Fransa saldırılarından sonra AB üyesi ülkelerde İslamofobik ve göçmen karşıtı söylemlerde önemli bir artış gözlendiği de bir gerçek.

Üye ülkelerde Çingeneler nefret suçu, şiddet ve ayrımcılığa maruz kalmaya devam ediyor. Dilencilik birçok AB üyesi ülkelerde suç olarak tanındı. Bu, özellikle Doğu Avrupa’dan gelen çingeneleri hedef alıyor. Örneğin, aşırı sağcı İsveç Demokratları (Sweden Democrats), Stockholm metrosunda reklam panoları kiraladı ve buraya dilenciler için turistlerden özür dileyen ilanlar yerleştirdi.

Avrupa’da insani korumaya ihtiyaç duyan birçok Afrikalı göçmen, politikacılar ve diğer yorumcular tarafından ‘ekonomik’ veya ‘yasadışı’ göçmen olarak tanımlanıyor. Örneğin Birleşik Krallık’ta Theresa May 2015’te “Nijerya ve Somali gibi ülkelerden gelenleri (onları) Akdeniz’e götüren suç çetelerine para verenler” diye tanımladı. Nisan 2015’te Birleşik Krallık’tan bir köşe yazarı, Akdeniz’deki Afrikalı göçmenlerden “hamamböcekleri” diye bahsetti.