In Söyleşiler

“İnsanlar rakamlardan ibaret değil, hikayeleri de var”

Etkilerini gün geçtikçe daha derinden hissettiren göçmen krizi, dünyanın birçok bölgesinde gündemin ilk sıralarında yer etmeye devam ediyor. Ardı ardına yayımlanan haberlerde göç rotaları ve göçmen sayıları salt bir veri şeklinde aktarılıyor. Tüm bu haber akışında gözden kaçırılan insan hikâyelerine dair çalışma sayısı ise oldukça az.

Neden Türkiye’deyim Projesi hakkında sorularımızı yönelttiğimiz Ferdi Ferhat Özsoy ve arkadaşları da bu eksiklikten yola çıkarak söz konusu projeyi geliştirmiş durumda.

Bireysel hikâyelere ve temelde insan fenomenine odaklanan Neden Türkiye’deyim Projesi Türkçe ve İngilizce olarak okuyucularla buluşuyor.

Göç Araştırmaları Vakfı olarak Ferdi Ferhat Özsoy’a projenin çıkış noktasını, projeden beklentilerini ve kamuoyunun konuya yaklaşımı hakkında bazı sorular sorduk.

Projenin içeriğinden kısaca bahsedebilir misiniz?

Neden Türkiye’deyim Projesi’ni Ortak Gelecek Derneği içerisinde oluşturduk. Başlangıçta tercüme dışındaki bütün işleri tek başıma yapıyordum fakat daha sonra ekibi gönüllülerimizin de katkısıyla genişlettik. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de göç ve sığınmacı konusu gündemde oldukça önemli yer teşkil eden konulardan birini oluşturmaktadır. Fakat bu önemli mesele genelde sayı bazlı çalışmalar aracılığıyla bizlere sunuluyor. Ben de böyle bir çalışma yapmaktan ziyade onlara, hikâyelerini kendi ağızlarından anlatma fırsatı sunmak istedim. Orada neler yaptıklarını, ilgi alanlarının neler olduğunu, Suriye’deki savaşın başlamasıyla hayatlarında nelerin değiştiğini ve Türkiye’ye gelmelerinden sonra neler yaşadıklarını öğrenmek istedim. Bu motivasyonla başladığımız projede, Urfa, Gaziantep ve İstanbul’da toplam 120 kişiyle görüşme gerçekleştirdik.

Neden Türkiye’deyim henüz yeni sayılabilecek bir proje. Ancak oldukça beğenildi. İlk güne gidersek, böyle bir fikir nasıl ortaya çıktı?

Yüksek lisans tezim İstanbul’daki yeni göç eğilimlerini tanımlamak odaklı ve anlamak için İstanbul’da yaklaşık olarak rastgele seçilmiş 80 kişi ile kapsamlı görüşmeler yapmak.  Bir gün Kadıköy’de yürüyordum. Çocuğuyla beraber bankta oturan bir baba gördüm. Yanlarına gittim ve ‘merhaba’ dedim. Türkçe bilmediğini söyleyip İngilizce konuşmaya başladı ve ‘Ben Suriyelim’ dedi. İnanamadım; çünkü sarı saçlı, mavi gözlü ve üzerinde hard-metal tişörtü olan biriyle konuşuyordum. Her ne kadar dünyanın en metropol şehirlerinden birinde, New York’ta, büyümüş olsam da demek ki kafamda bazı kalıplar varmış. Muhabbet ettik ve hikâyelerini Facebook üzerinden paylaştım. O dönemde Hollanda’da olan eşi bana ulaştı ve teşekkür ederek uzun zamandır çocuğunu böyle gülerken görmediğini söyledi. Çok etkilendim. Yıl 2013’tü. Sanırım proje benim için o gün başladı.

Çocukluğunuzu New York’ta, Amerika Birleşik Devletleri’nde geçirdiniz. Kendi göçmenlik tecrübenizin bu projeye katkısı ne yönde oldu?

Hayatınız boyunca evde bir ülkeden bahsedildiği zaman(Türkiye) her zaman en iyi haliyle bahsedilir. Sanki öyle bir yer ki içinizde kaybolmuş Atlantis adası gibi olur ve bu hayalle hiç havasını almadığınız, ekmeğinin tadına bakmadığınız bir ülkenin özlemi içinde yaşarsınız. Aile büyükleri toplandığı zaman köşede oturup hep onların Türkiye hakkındaki hikâyelerini ve yaşantılarını dinlerdim. Özellikle annem ve babam bu özlemi her zaman canlı tutacak hikâyelerden ve Türkiye’den bahsederdi. Bunun altında yatan en büyük sebep ise bence her göçmende olduğu gibi doğduğu topraklara geri dönme isteğinin ne kadar zaman geçse de hep bir yerlerde kalmasıdır. Böyle bir çocukluk geçirmiş biri olarak kendimi her zaman göç etmiş kişilere yakın buldum. Ve bu yakınlık gerek röportajlarda gerekse projenin şekillenmesinde birilerinden bahseden biri değil de onlardan biri olarak kişiliğimi yansıttım. Hatta projenin adı da sürekli bana sorulan sorulardan biri olan “Ferdi neden Türkiye’desin”den çıkmış oldu.

Türkiye, dünyada en çok göçmen ağırlayan ülkelerden biri. Ancak konuya ilişkin özellikle medyada ilk bakışta göze çarpan bir bilgi kirliliği var. Bireysel hikâyeleri öne çıkarmanın bu durumu ortadan kaldırmaya katkı sağlayacağını düşünüyor musunuz?

Sizin de söylediğiniz gibi ana akım medyada, sosyal medyada ve siyasetçilerin söylemlerinde Suriyeli sığınmacılar hakkında birçok çarpıtılmış ve eksik bilgi yer almakta. Bunun sebebi ise sığınmacılar hakkındaki toplumsal ajandayı kendi çıkarlarına göre şekillendirmektir. Ve bu şekillendirme daha çok bireysel hikâyeler üzerinden değil rakamlar ve gruplar üzerinden yapılmaktadır. Dolayısıyla bu gerçekliği yaşayan bireylerin hikâyeleri ve yaşantıları rakamlar arasında kaybolmakta ve bir sayıdan ibaret olmaktadır. Sığınmacıların sayılarla tabir edilmesinin altında yatan sebeplerden biri de muhafazakâr, vatan haini, dilenci gibi dışlayıcı etiketlemeleri kolaylaştırmasıdır. Biz bu projeyle insanların rakamlardan ibaret olmadığını vurgulayarak her bir bireyin kendi hikâyesi ve yaşantısını öne çıkarmaya çalışıyoruz. Bizce kişilerin hikâyelerini paylaştığımız zaman bu hikâyeleri okuyan insanlar yüz yüze olmasa da sığınmacılarla iletişim kurmuş oluyor ve bu da bu kişilerin hayatlarında kendilerinden bir parça bulmasına ön ayak oluyor. Bu iletişimin en büyük katkısı ise insanlarda empatiyi arttırması ve medyadaki bilgi kirliliğine rağmen direkt kişiden onları dinlemeye olanak sağlamasıdır.

Makro ölçekte bakış, insanları sayılara indirgeyen anlayışın gerçek problemi gözden kaçırdığından bahsediyoruz. Sizce bireysel ölçeğe inen çalışmaların farkı ve konu açısından faydaları nelerdir?

Suriyeli sığınmacılar gibi komplike ve her gün toplumsal ajandası sürekli değişen bir konudan bahsettiğimiz için rakamlar bir süre sonra anlam ifade etmemeye başlamaktadır. Çünkü her bir birey farklı yaşamlardan ve yollardan geçip Türkiye’ye gelmektedir. Bununla birlikte tek bir sosyo-ekonomik yapıya sahip bir ülkeden bahsetmiyoruz, örnek vermek gerekirse kick box yapan birinin Türkiye’ye geldikten sonra iş bulabilmesi fiziksel gücünden dolayı hamallıktan geçmekte ya da Türkiye’de doktora yapan bir Suriyeli sığınmacının özlemi bodrum katta arkadaşlarıyla FIFA oynamak olabiliyor. Bütün bu hikâyelere baktığımızda veri toplamanın, gruplamanın ne kadar yetersiz olduğunu ve her bir bireyin çok farklı bir dünyaya sahip olduğunu görmekteyiz. Makro ölçekteki çalışmalar tabi ki önemli ancak çalışmalardaki değişkenler belirlenirken insanların yaşamları göz önünde tutulmalı ve bu değişkenler güdümlü olmamalıdır. Projeyi yazarken gördüğümüz genel eksiklik ise değişkenlerin anlamlı ve açıklayıcı olmamasıdır, bunun ana sebebi ise makro çalışmalarda bilgi erişilebilirliğinin az olmasıdır. Bireysel hikâyelerden yola çıkılarak hazırlanmış çalışmalarda ise kişiler kendilerini daha güvende hissettiği için yaşamlarına dair daha fazla bilgi vermekte ve çıkan sonuçların daha verimli olmasını sağlamaktadır.

Proje kapsamında onlarca kişiyle mülakat yapma imkânınız oldu. Sizce Türkiye’de olmalarında öne çıkan motivasyonlar neler?

Proje sürecinde birçok kişi bana “Neden Türkiye’deler?”, “Neden gidip ülkeleri için savaşmıyorlar?” gibi sorular yöneltiyorlardı. Ben de her seferinde şöyle cevap veriyorum: Bu insanların birçoğu Suriye’de iken savaştılar ve aslında her gün yaşadıklarıyla ve yaşayacaklarıyla savaşıyorlar. Dolayısıyla hayatta kalmak için buradalar ve yaşam savaşlarına devam ediyorlar. Burada olmalarının sebebi; her insanın hayatta kalma, hayal etme ve umut etme hakkı vardır, bu insanlar da hayatlarını ve umutlarını korumak için buradalar.