Haberler

AfD lideri Gauland’dan skandal sözler

Aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi’nin (AfD) lideri Alexander Gauland “Türklerin buraya ait olmadığı söylemek ırkçılık değildir” dedi.

Almanya’daki Türkler popülist söylemlerin hedefi olmaya devam ediyor. AfD lideri Alexander Gauland’ın, Stern gazetesi ile yaptığı röportajda, Türklerin Almanya’ya ait olmadığını söylemenin ırkçılık olmadığını ifade etmesi bunun en güncel örneklerinden biri.

Gauland, geçtiğimiz yılın Ağustos ayında da Almanya’nın Göç ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Aydan Özoğuz (SPD) için “Anadolu’ya gönderip bertaraf edelim” demiş ve hakkında soruşturma açıldığında sözlerinin arkasında olduğunu belirtmişti.

Röportajın devamında kısa bir süre önce AfD’nin Saksonya-Anhalt Eyaleti Başkanı Andre Poggenburg’un, Almanya’daki Türkler hakkında “deve güdücü” ve “kimyon taciri” gibi hakaret içeren ve kamuoyunda büyük tepkilere neden olan açıklamalarına da değinen Gauland bu konu hakkında parti için bir tartışmaya gerek duymadığını söyledi.

 

Büyükelçi Aydın’dan NSU davasına ilişkin açıklamalar

Türkiye’nin Almanya Büyükelçisi Ali Kemal Aydın, NSU davasının Türk toplumu için büyük önem teşkil ettiğini ve davanın her yönüyle aydınlatılmasını istediklerini ifade etti.

NSU davasının 412. duruşması için Münih’e gelen Büyükelçi Aydın, mahkeme binasında bulunan gazetecilere beş yıldır devam eden davanın takipçisi olduklarını ve herkesi tatmin edecek adil bir kararın çıkmasını umduklarını belirtti.

Dava hakkında şimdiye dek etraflıca tartışıldığının altını çizen Aydın, yaşananların açıklığa kavuşup kavuşmayacağı sorusuna ise “Mahkemenin vereceği son kararda göreceğiz. Bizim ve avukatların talebi bu. Mağdurların aile bireylerinin ve hatta sağduyulu Alman dostlarımızın haklı talepleri davanın tüm yönleriyle incelenmesi, bağlantılarının, arka planlarının ortaya konulması, aydınlatılması yönündedir” yanıtını verdi.

Öte yandan NSU araştırma komisyonları üyelerine yönelik tehdit mektuplarına da değinen Büyükelçi; “Aşırı sağ hepimizin bildiği gibi Anayasayı Koruma Teşkilatları tarafından yakından izlenen, tehdit olarak değerlendirilen bir örgütlenme ve hareket. Alman güvenlik birimlerinin bunu yakından takip ettiğini varsayıyoruz. Maalesef bu tür şeyler yaşanabiliyor. Alman Anayasayı Koruma Teşkilatı raporlarında bunları görmek mümkün” dedi.

Duruşmalar ertelendi

Esasında dün (20 Şubat) başlaması gereken 412. duruşma savunma avukatlarından birinin rahatsızlanmasından dolayı iptal edildi. Bu nedenle bu hafta yapılması öngörülen duruşmalar gelecek haftaya ertelendi.  

Borçlanmayla emeklilik artık daha kolay

Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarının borçlanmayla emeklilik süreçlerinde büyük kolaylık sağlayacak protokol yürürlüğe girdi.

Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları, çalıştıkları süreye ait SGK primlerini ödeyip Türkiye’de emekli olma hakkına sahip. Ancak bu süreç, birçok evrak gerektirmesi ve zahmetli olmasıyla biliniyordu. 2 Şubat günü yürürlüğe giren protokolle, süreç çok daha kolay bir hâle geldi.

Haziran ayında Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile Emniyet Genel Müdürlüğü arasında imzalanan otomatik bilgi paylaşımı protokolü, 2 Şubat 2018 tarihinde tüm taşra teşkilatına duyurulan genel yazı ile yürürlüğe girmiş oldu. Böylece SGK personeli, yurtdışında yaşayan vatandaşların giriş çıkış bilgilerini kolaylıkla görebilecek.

Beyan yükü kalktı

Önceden vatandaşlar giriş çıkışları kendileri beyan ediyordu. Bunun için yurtdışında oturulduğuna dair ikamet belgesi, yurtdışına çıkış ve yurda giriş tarihleri, fotoğraf, künye bilgilerinin bulunduğu pasaport sayfalarının fotokopisi ya da emniyet müdürlüklerinden alınacak yurda giriş-çıkış çizelgesinin verilmesi gerekiyordu.

Uygulamanın ilk aşamasında, 2009 yılına kadar olan giriş-çıkış bilgileri SGK tarafından otomatik olarak görülebilecek. 1992 yılına kadar olan bilgilerse ikinci aşamada SGK yetkililerince sistemden alınabilecek.

Trudeau, İslamofobiyle mücadele sözü verdi

Geçtiğimiz yıl yaşanan cami saldırısının yıl dönümünde konuşan Kanada Başbakanı Justin Trudeau, İslamofobiye karşı kararlı bir duruş sergileyeceklerini söyledi.

Geçtiğimiz yıl Quebec Camii’ne gerçekleştirilen saldırı, bu yıl büyük bir törenle anıldı. Törene birçok sivil toplum kuruluşundan temsilcilerin yanında siyasetçiler de katıldı. Quebec Başbakanı Philippe Couillard ve muhalefet temsilcileri, İslamofobiye karşı birlik mesajı verdi.

Etkinlik öncesi parlamentoda söz alan Kanada Başbakanı Trudeau ise tüm milletvekillerine çağrıda bulunarak İslamofobiye karşı birlikte mücadele etmeleri gerektiğini söyledi.

“Açıkça ayağa kalkıp İslamofobi ve ayrımcılığın her türlüsünün karşısında olduğumuzu söylememiz, saldırının kurbanlarına borcumuzdur” diyen Trudeau’nun sözleri parlamentoda yoğun alkış aldı.

Saldırının anısına Trudeau’dan sonra konuşma yapan Muhafazakar Parti lideri Andrew Scheer, İslamofobi tabirini kullanmadı. Durumu “terör saldırısı” ve “nefret suçu” olarak niteleyen Scheer, “saldırı tüm bölgeyi, eyaleti ve ülkeyi sarsan bir terör faaliyetiydi” diyerek saldırıyı lanetledi.

Daha sonra Quebec Camii’ne geçen Trudeau, anma töreninde konuşurken Muhafazakar Parti’nin duruşunu eleştirerek “Neden İslamofobi kelimesi bizi rahatsız ediyor? Kimse homofobi kelimesinden şikayetçi değil ama İslamofobi kelimesi bizi boğuyor” dedi.

Ne olmuştu?

29 Ocak 2017 tarihinde gerçekleştirilen Quebec Camii saldırısı, aşırı sağcı Alexandre Bissonnette tarafından akşam namazı çıkışında gerçekleştirilmişti. Bissonnette, otomatik silahla cemaate ateş açmış bunun sonucunda altı kişi yaşamını kaybetmişti. Saldırı, Kanada tarihindeki en büyük İslamofobik saldırı olarak kayda geçti.

Fransa’da Müslüman karşıtı eylemler düşüşte

2017 yılında Fransa’da Müslüman karşıtı eylemlerde yüzde 34,6 oranında düşüş yaşandığı açıklandı.

Fransa İslam Konseyi’ne (CFCM) bağlı, İslamofobi’ye Karşı Ulusal Gözlemevi (ONCI) tarafından, 1 Şubat Perşembe günü yapılan açıklamada, 2017 yılında bir önceki yıla göre Müslüman karşıtı eylemlerde yüzde 34,6 oranında düşüş yaşandığı belirtildi.

2016 yılında Müslümanlara yönelik 186 saldırı kayıtlara geçerken, 2017 yılında bu rakamın 121’e düştüğü görüldü. Bu saldırıların 68’i ibadethanelere yönelik olurken bir önceki yılda 78 cami ve mescit İslamofobik saldırılardan nasibini almıştı.

Buna ek olarak, 2016 yılında Müslüman mezarlarına yönelik kayıtlara geçmiş 7 saldırı bulunmaktaydı. 2017 yılında bu alanda yapılan saldırıların da azaldığı ve 4 Müslüman mezarının tahrip edildiği görüldü.

Gözlemevi başkanı Abdallah Zekri konuyla ilgili yaptığı açıklamada, politikacıların ve bazı kesimlerin, İslam’ı ve Müslümanları damgalamaktan çekinmeyen konuşmalarının, Müslüman karşıtı eylemlerin faillerini cesaretlendirdiğinin altını çizdi ve bu otoriteleri tavırlarını değiştirmeye davet etti.

Öte yandan, Müslümanlara yönelik saldırılarla ilgili savcılığa yapılan bazı şikâyetlerin bir yıldır sonuçlanmadığını belirten Zekri, bu konuda adaletin daha hızlı işlemesini umut ettiklerini açıkladı.

Alman gibi görünmemek ayrımcılığa yol açabiliyor

Almanya’da yapılan bir araştırma, dış görünüş açısından Almanlara daha az benzeyenlerin daha sık ayrımcılığa maruz kaldığını ortaya çıkardı.

Araştırma sonuçlarına göre, siyah bir tene sahip olanlar, başörtüsü takanlar ya da Almancayı belirgin bir aksan ile konuşanlar Almanya’da daha dezavantajlı bir konumdalar.

Alman Vakıfları ve Göç Bilirkişi Konseyi (SVR) tarafından yürütülen ve sonuçları geçtiğimiz Salı günü açıklanan araştırmaya göre, dış görünüş itibariyle Almanlara daha çok benzeyen katılımcıların sadece yüzde 17’si kendilerini dezavantajlı hissettiklerini ifade ederken, göçmen ya da göçmen kökenli oldukları görünümlerinden kolayca anlaşılabilen katılımcıların yüzde 48’i ise ayrımcılığa uğradıklarını belirtti.

Ayrımcılıktan en fazla Türkler ve Müslümanlar mustarip

Araştırmada dikkat çeken bulgulardan birisi de, Türklerin ve diğer Müslüman toplulukların diğer kesimlere kıyasla daha yoğun bir ayrımcılığa maruz kalıyor olmaları. Araştırmaya katılan Türklerin yüzde 54’ü kendilerini daha dezavantajlı bir konumda görürken, diğer ülkelerden Almanya’ya göç edenlerde bu oran yüzde 40 civarında.

Bununla birlikte ankete katılan Müslümanların yüzde 55’i de ayrımcılık deneyimi yaşamış durumda. Hristiyanlığa mensup göçmen kökenlilerde bu oran sadece yüzde 29 iken, herhangi bir dini inanca sahip olmayan göçmen kökenliler arasında bu oran yüzde 32.