Haberler

Avrupa Adalet Divanı’ndan Tartışma Yaratacak Başörtüsü Kararı

Avrupa Birliği’nin en yüksek yargı organı, başörtüsüne ilişkin görülen bir davada belirli koşullar altında işverenin başörtüsü yasağı getirebileceği yönünde görüş bildirdi.

Konu yargıya, Belçika vatandaşı Müslüman bir kadının 3 yıldır çalıştığı “G4S Secure Solutions” adlı şirkete başörtüsü ile gitmesinin ardından işten çıkarılması üzerine taşındı.

Ayrımcılığa uğradığını savunan kadının dosyası, Belçika Mahkemesi’ne daha sonra ise Yargıtay’a gitti. Son olarak Lüksemburg’daki Avrupa Adalet Divanı’nda karara bağlanan dosyada, kadının “ayrımcılığa uğramadığı” yönünde karar alındı.

İşvereni haklı bulan Mahkeme, bir işyerinin dini ya da politik sembollerin açıkça kullanılmaması konusunda kendi aldığı kurallara bağlı kalması gerektiğini belirtti.

Ayrıca dini konularda tarafsız kalmak amacıyla, çalışanlarına başörtüsü yasağı uygulayabileceğine de vurgu yapıldı.

Ancak karar bağlayıcı değil, tavsiye niteliğinde.

Öte yandan Fransa’daki Müslüman toplumu da benzer tartışmalar nedeniyle Avrupa Adalet Divanı’ndan gelecek kararı bekliyor. Fransa’daki bir bilişim firmasında çalışan Müslüman bir kadından, müşterisinin şikayeti üzerine peçesiz çalışması istenmişti. Peçesini çıkarmayan kadın, işten çıkarılmıştı.

ALMANYA’DA NSU DAVASI TANIKLARININ ANİ ÖLÜMLERİ

Almanya’da 2000-2007 yılları arasında sekizi Türk, on kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulan Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütü davası Münih’te devam ediyor. 3 yılı gerinde bırakan dava devam ederken NSU terör örgütüyle ilgili suiistimaller ve skandallar da sık sık gündem de yer alıyor. Bunların başında da tanıkların ‘sürpriz’ ölümleri yer alıyor. Alman Der Freitag gazetesi “Ani Ölüm Vakaları” başlıklı haberinde, birbiriyle bağlantılı 5 NSU tanığının esrarengiz biçimde ölmelerini konu ediniyor ve bu konuda yanıtlanması gereken ciddi soruları ortaya koyuyor:

5 NSU tanığı öldü. Hepsi de gençti. Hiçbiri doğal yollardan ölmedi. 5’inin de ölüm nedenleri tam olarak açıklığa kavuşturulamadı. Diğer tanıklar arasında korku kol geziyor. Ama belki de her şey bir tesadüf. Bu ölenler kimlerdi?

Arthur C.’nin cesedi 25 Ocak 2009’da bir otoparkta yanmış olan arabasının yanında gece 2 sularında bulundu. Otoparkın ismi de “Yanmış Meşe”. Arthur C. 18 yaşındaydı ve Rus kökenli bir ailenin çocuğuydu. Olayın intihar ya da cinayet mi olduğu tam olarak açıklanamadı. Arthur C.’nin polis Michele Kiesewetter cinayetinde çizilen robot resimle benzerliği ve yine bu olayda bulunan belgelerde isminin geçmesi dikkat çekti.

Florian H. de 21 yaşında yanarak can verdi. 16 Eylül’de Stuttgart’ta ifade vermesi beklenen Florian H. sabah 9’da gideceği yere birkaç yüz metre uzaklıkta arabasıyla birlikte yanarak can vermiş halde bulundu. Ayrıca kanında ölümcül bir ilaç karışımı bulundu. Birkaç saat içerisinde savcılık olayın intihar olduğuna karar kıldı. Kiesewetter cinayetinin faillerinin Mundlos ve Böhnhardt olmadığını iddia etmişti.

Thomas R., köstebek “Corelli” olarak tanınırdı. 7 Nisan 2014’te ölü bulunduğunda 39 yaşındaydı. Ölüm nedeni olarak diyabet hastalığı gösterilmişti. İsmi 1998’de Jena’da bir garajda bulunan kâğıtlarda geçiyordu. 2005’te “Corelli” “NSDAP/NSU” başlıklı bir CD’yi müdürüne verdi. Meclisin davaya özel müfettiş atamasına rağmen “Corelli”nin ajanken yaptığı işler tam olarak açıklığa kavuşturulamadı. Müfettişten bazı dosyaların saklandığı söyleniyor. Muhbir olarak işe giriş tarihi ve kesin ölüm zamanı bilinmiyor. Münih’te Zschaepe (NSU) davasında tanık olarak yer alacaktı.

Eylül 2013’e kadar Melisa M. 2 numaralı kurban Florian H.’nin kız arkadaşıydı. 2 Mart 2015’te Stuttgart’ta NSU davasına tanık olarak çağrıldı. Polis koruması altına alındı. Davaya o zamanki sevgilisi Sascha W. ile birlikte geldi. Florian H.’nin sağ görüşlü gruplardan çok korktuğunu belirtti. 28 Mart 2015’te Melisa M. 20 yaşında hayata veda etti. Sevgilisi Sascha onu Karlsruhe’deki evlerinde acılar içinde buldu. Doktora göre akciğer embolisi sebebiyle öldü.

8 Şubat 2016’da Sascha W. de öldü. O da Melisa M.’nin öldüğü evde hayatını kaybetti. Ölüm sebebi henüz bulunamadı. Yetkililer intihar olduğundan şüpheleniyor. Sascha W.’nin ölmeden önce 2 veda mesajı gönderdiği öğrenildi. Fakat savcılık bunların içeriği ya da kime gönderildiği, intiharın şekli ve ölüyü kimin bulduğu sorusu hakkında herhangi bir açıklama yapmıyor. Eğer Melisa M. Florian H.’dan NSU hakkında herhangi bir şey öğrendiyse bunu Sascha W.’ye anlatmış olması muhtemel değil midir?

“İsveç’te Entegrasyon Politikaları ve Türkiye Diasporası” Raporu

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi ile Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nin ortak yürüttüğü “İsveç’te Entegrasyon Politikaları ve Türkiye Diasporası” başlıklı araştırma yayınlandı. Temel hak ve özgürlükler bağlamında İsveç göç ve entegrasyon politikalarının incelendiği raporda, çok kültürlülük, vatandaşlık politikası ve yabancı düşmanlığı gibi konular İsveç özelinde irdeleniyor. Medya taraması yöntemiyle ülkenin göç politikası kronolojik olarak işleniyor.

İsveç’te yaşayan Türk diasporasının ele alındığı rapor ayrıca, Konya’nın Kulu ilçesinden İsveç’e göç eden kesimin yapılanması ve Türkiye kökenli Kürt ve Süryani diasporanın sosyal ve siyasi faaliyetlerine ilişkin bilgiler içeriyor. Çalışma kapsamında yapılan saha çalışmasıyla elde edilen siyasi, dini, eğitim ve örgütlenme haklarına ilişkin değerlendirmeler de sunuluyor.

Rapora bu linkten ulaşabilirsiniz:

https://www.asbu.edu.tr/Media/Default/Etkinlikler/Toplantilar/IsvecKitap.pdf

29 Nisan 2013: İngiltere’de Irkçı Saldırgan Pavlo Lapshyn’in Cinayeti

İngiltere’ye eğitim için gelen Ukraynalı doktora öğrencisi Pavlo Lapshyn 29 Nisan 2013 tarihinde İngiltere’nin West Midlands şehrinde yaşayan Mohammed Saleem’i namaz çıkışı bıcaklayarak öldürdü. Bu cinayetin ardından Lapshyn, 25 Ekim 2013 tarihinde ırkçı motivasyonlu cinayet ve camiilerin olduğu 3 ayrı bölgede bombalı saldırı düzenleme suçlarından dolayı ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Ukrayna’da da evde bomba yapıp çevreye zarar verdiği için cezaya çarptırılan Lapshyn, İngiltere’de yaşadığı 90 gün boyunca bulunduğu bölgelerde terör estirdi. 21 Haziran 2013 tarihinde beslenme çantasında sakladığı ilk bombasını Walsall’daki Aisha Camiinin önüne bırakmış, namaz vakti olduğu için sadece maddi hasar oluşmuştu. Lapshyn 28 Haziran 2013 tarihinde Wolverhampton Merkez Camiini hedef aldı. Polis ancak patlamadan üç hafta sonra bombanın kaynağına ulaşabildi.

Lapshyn’nin en tehlikeli bombası 12 Temmuz’da Kanzul Iman Camiinde patladı. Saldırganın Ramazan dolayısıyla namaz vakitlerinin bir saat geriye alındığını hesaba katmaması, can kaybı oluşmasını engelledi. Bu patlamadan sonra bölgede Müslümanların tehdit altında olduğu tespit edilerek bölgedeki camiiler koruma altına alındı.

Lapshyn yakalandığında tüm suçlamaları kabul etti. Bilgisayarında yapılan incelemeler sonucunda, yaptığı bombaları test ettiği videolara, Muhammed Saleem’i öldürmek için kullandığı bıçağın resimlerine ve Ukrayna’daki ırkçı gruplarla yaptığı yazışmalara ulaşıldı. Saldırılarının sebebinin “ırkçılık” olduğunu itiraf eden terörist, “ırklar arası çatışma başlatmak istedim çünkü ben beyazım ve onlar değil” savunmasında bulundu.

ALMANYA’DA AYRIMCILIK RAPORU

Federal Ayrımcılıkla Mücadele Birimi Almanya’da yaşanan ayrımcılıkla ilgili araştırma sonuçlarını açıkladı. Son iki sene içerisinde neredeyse her üç kişiden birinin ayrımcılığa uğradığını ortaya koyan araştırmaya göre etnik köken nedeniyle ayrımcılığa uğrayanların oranı yüzde 8,4.

“Almanya’da ayrımcılık” araştırması iki farklı araştırma kuruluşunun yaptığı ankete dayanıyor. Bu kapsamda Bielefeld Araştırma Enstitüsü SOKO, Almanya çapında 14 yaşından büyük 1000 kişi ile telefon anketi gerçekleştirirken, Berlin Humboldt Üniversitesine bağlı Berlin Deneysel Entegrasyon ve Göç Araştırmaları Enstitüsü Almanya’da yaşayan 14 yaşından büyük 18.000’den fazla kişi ile yaşadıkları dezavantajlar hakkında yazılı anket gerçekleştirdi. Gerçekleştirilen anket, bugüne kadar ayrımcılığa maruz kalan kişilerle yapılan araştırmalar arasında en geniş içerikli olanı.

Elde edilen sonuçlar Almanya’da ayrımcılığın ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor. Anket sonuçlarına göre, Almanya Ayrımcılıkla Mücadele Yasası’nda yer alan yaş, özür, etnik köken, cinsiyet, din/dünya görüşü ve cinsel kimlik özelliklerinden dolayı Almanya’da yaşayan insanların yüzde 31,4’ü son iki sene içerisinde Almanya’da ayrımcılığa maruz kaldığını ifade ediyor. Fakat yasada yer almayan sosyal köken, dış görünüş ve medeni durum gibi özellikler de eklenirse Almanya’da yaşayanların yüzde 35,6’sı ayrımcılığa uğradığını belirtiyor.

Araştırmada yüzde 14,8 ile en sık görülen ayrımcılık sebebinin ‘yaş’ olduğu ortaya çıktı. Katılımcılardan yüzde 9,2’si cinsiyetinden dolayı, yüzde 8,8’si din veya dünya görüşü yüzünden, yüzde 2,4’ü cinsel yöneliminden dolayı ve yüzde 8,4 kişi de etnik köken nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığını vurguluyor. Özürlü olan kişilerin ayrımcılığa uğrama oranı ise yüzde 7,9. Ayrımcılığa uğramış kişiler ayrıca, birden fazla (yaş ve cinsiyet) özelliklerden dolayı ayrımcılık yaşadıklarını da ekliyorlar.

Araştırma bulgularına göre en çok ayrımcılık riski barındıran yerlerin başında iş hayatı geliyor. Son iki senede ayrımcılığa uğrayan kişilerden yaklaşık iki kişiden biri (48,8%) bu alandaki ayrımcılığın istihdama erişimde ve iş yerinde olduğunu belirtiyor. Araştırma, ayrıca ayrımcılığa maruz kalan kişilerin sonrasında neler yaptıklarına ilişkin bilgileri de içeriyor. Katılımcıların yüzde 59,6’sı maruz kaldıkları ayrımcılığa karşı harekete geçtiklerini ifade ederken, yüzde 27,4’ü toplum içinde ayrımcılığa dikkat çekmeye çalıştıklarını ve yüzde 13,6’sı başkalarına danıştıklarını söylüyor. Resmi makamlara başvurarak şikâyette bulunanların oranı yüzde 17,1’ken uğradıkları ayrımcılık sebebiyle dava açan kişilerin oranı yüzde 6,2.

Almanya’da ayrımcılığa uğramanın etkileri ve sonuçları hakkında yeterince bilgi bulunmuyor. Ayrımcılığa maruz kalanlarla yapılan telefon anketi ayrımcılığa uğramış kişilerin ruhsal sıkıntılar ve güven kaybı yaşadıklarını, bununla birlikte ayrımcılığı önlemek maksadıyla harekete geçtiklerini de gösteriyor.

10 Mart 1967: Türkiye ile İsveç arasında “İşgücü Antlaşması” imzalandı

Türk vatandaşlarının Avrupa ülkelerine kitlesel göçü 1960’lı yıllarda, resmi olarak ilgili ülkelerle yapılan işgücü antlaşmalarıyla başladı. Bu kapsamda 10 Mart 1967 tarihinde Türkiye ile İsveç arasında “İşgücü Antlaşması” imzalandı. O tarihten günümüze kadar İsveç’te önemli sayılabilecek Türkiye kökenli bir nüfus oluştu.

Günümüzde İsveç’te yaklaşık 115 bin Türkiye kökenli göçmen yaşamaktadır. Bu sayının yarısı İsveç vatandaşlığına sahiptir. Hayatın her alanına katkıda bulunan vatandaşlarımız, İsveç toplumunun asli bir unsuru haline gelmiştir.

Bu önemli gün vesilesiyle İsveç’te yaşayan başta birinci nesil olmak üzere Türkiye kökenli insanımızın bugüne kadar göstermiş olduğu emek ve fedakârlıkları saygıyla anıyoruz.