Haberler

İnternette Aşırı Sağcı ve Göçmen Karşıtı Fenomenler

Son yıllarda sosyal medya, en önemli iletişim araçlarında biri haline geldi. Amadeu Antonio Vakfı ise yaptığı çalışma ile Almanya’da sosyal medyadaki göçmen karşıtı eğilimlere mercek tuttu. Çalışmanın sonunda “2015/2016 İnternette Aşırı Sağcı ve Göçmen Karşıtı Fenomenler” raporu yayınlandı.

Rapor, internette nefret sloganları içeren sayfaların çoğaldığını ve bu siteler üzerinden kitlelerin kışkırtıldığını vurguluyor. Vakıf Başkanı Anetta Kahane de sosyal medyada çeşitli siyasi grupları içine alan bir cephenin oluştuğuna dikkat çekerken, bu grupların ortak yönünün “sisteme karşı olan nefret” olduğunu ifade ediyor.

Geçtiğimiz yıl bu internet sayfaları üzerinden sadece Almanya’daki mülteciler hedef alınırken, artık mültecilere destek olan gazeteci ve siyasetçiler de tepki görüyor. Ayrıca, internette “mülteci yurduna hayır” kampanyaları yürütüldüğünde, bunlara paralel olarak yurtlara saldırı düzenlendiği de belirtiliyor.

Rapordaki bir başka tespit ise, dijital ortamda mültecilere gösterilen düşmanlıktan aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi’nin (AfD) fayda sağladığı. Gitgide online bir partiye dönüşen AfD, Facebook’ta Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Hristiyan Demokrat Birliği’nden (CDU) iki kat daha fazla beğeni almış durumda.

Öte yandan vakfa göre mültecilere yönelik ırkçı şiddet, tehlikesiz gösterilmeye çalışılıyor. Vakıf ve ProAsyl derneğinin 2016 yılının ilk 3 ayına ilişkin tuttuğu saldırı kayıtlarının Federal Kriminal Daire’nin (BKA) verileriyle örtüşmemesi de ayrıca dikkat çekiyor.

Bu veriler ışığında rapor, özellikle gençlerin sosyal medyayı bir bilgi aracı olarak kullanması için çağrıda bulunuyor.

FRONTEX ORTA AKDENİZ’DE ALARMDA

FRONTEX: Orta Akdeniz rotası hiç bu kadar yoğun kullanılmamıştı

Orta Akdeniz’deki göç dalgası Avrupa Birliği Sınır Koruma Ajansı’nı (FRONTEX) alarma geçirdi. FRONTEX Başkanı Fabris Leggeri, Balkan Rotasının kapanması nedeniyle, binlerce mültecinin, Orta Akdeniz’e akın ettiğini söyledi. Bu nedenle Akdeniz suları tarihinin en yoğun göç akınına şahitlik ediyor. Orta Akdeniz rotasının bu yıl Batı Afrika’dan Mağrip ülkelerine ulaşan 300 bin kişinin daha kullanması bekleniyor.

Ajans verilerine göre Mağrip ülkelerinin yanı sıra son zamanlarda Mısır’dan da mülteciler Avrupa’ya ulaşmak için uğraş veriyor. Bu nedenle Mısır’ın insan kaçakçılarının merkezi haline gelmesinden endişe duyuluyor. Ayrıca bölgede deniz trafiğinin yoğun olmaması nedeniyle, yaşanacak herhangi bir kazada arama kurtarma faaliyetlerinin güçlükle yürütüleceği ifade ediliyor.

Öte yandan Leggeri Avrupa Birliği’ne sığınmak isteyenler için yasal kolaylıklar sağlanması gerektiğinin de altını çizdi. Leggeri’ye göre, bu sayede hem sığınmacılar korunacak hem de terör şüphelilerinin AB’ye girmesi engellenmiş olacak.

BM Yetkilileri Almanya’daki Irkçı Saldırılar Nedeniyle Endişeli

BM’den Berlin yönetimine ırkçı saldırılara karşı etkin mücadele çağrısı geldi. Bu çağrıya ülkedeki siyasi partilerin de yanıtı gecikmedi

Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi’nin gündeminde Almanya var. Komite Başkanı Anastasia Crickley katıldığı İnsan Hakları Komisyonu toplantısında Almanya’daki ırkçı saldırılara değindi. Crickley’e göre sığınmacı evlerine yönelik tacizler ve aşırı sağ partilerin söylemleri ürkütücü boyutlara ulaştı.

Hiç kimsenin ırkçı eğilimlerle doğmadığının altını çizen Crickley, bu sorunu yok etmenin yolunun eğitimden geçtiğini söyledi. Komite Başkanı ayrıca ırkçılıkla mücadele için her eyaletin kendi yasasını oluşturması gerektiğini de belirtti. Crickley, ayrıca ülkedeki Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU)terör örgütü soruşturmasında ortaya çıkan eksikliklere değinerek polis eğitimi ve kurumsal ayrımcılığa işaret etti.
Ancak bu açıklamalara, Alman Federal Meclisi’ndeki siyasi partilerden yanıt gecikmedi.

Hristiyan Demokrat Birliği/Hristiyan Sosyal Birliği (CDU/CSU) grubu bu sözleri “anlaşılmaz” olarak nitelendirdi. Birlik partileri; ırkçılıkla mücadelede eksikliklerin olduğunu ancak Almanya’nın bilinçli ve vicdanlı hareket ettiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, Almanya’nın kısa sürede çok sayıda mülteci kabul ettiği için bazı aksaklıklar yaşandığına vurgu yapıldı.

Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Sol Parti (Die Linke) gruplarından ise Crickley’in sözlerine destek verir nitelikte açıklamalar geldi. Parti grupları polislerin uyguladığı ‘Racial Profiling’ problemine dikkat çekti. Alman polisinin dış görünüş (ör: ten rengi), ırk gibi unsurlara bakarak hareket etmesi parti grupları tarafından eleştirildi. Bu sorunu aşmak için çalışma yapılması gerektiğini vurguladı.

Birlik 90/Yeşiller (Bündnis 90/Die Grünen) grubuna üye bir kişi ise ırkçılık ile ilgili tüm sorun ve noksanlıkların açıkça dile getirilmesi gerektiğini söyledi.

BM MÜLTECİLER YÜKSEK KOMİSERLİĞİ KÜRESEL EĞİLİMLER RAPORU 2016

(Global Trends in Forced Displacement-UNHCR 2016)

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Zorla Yerinden Edilmeye İlişkin Küresel Eğilimler raporunu yayınladı. Dokuz bölümden oluşan rapor, göç hareketlerine ilişkin teknik detaylar sunmanın yanı sıra, politika üretmek için veriler de sağlamaktadır.

Raporun giriş kısmında şu veriler dikkat çekiyor:

• Dünya genelinde baskı, zulüm, şiddet olayları nedeniyle zorla yerinden edilmiş kişi sayısı 2014 yılında 59,5 milyonken 2015 yılında 65,3 milyona çıktı. Bunların 21,3 milyonu mülteci, 40,8 milyonu ise ülkeleri içinde yerinden edilmiş kişiler
• Eğer sadece yerinden edilen kişilerden oluşan bir ülke olsaydı, bu ülke nüfus bakımından dünyanın en kalabalık 21. ülkesi sayılırdı
• 21,3 milyon mültecinin 16,1 milyonu BMMYK’nin görev alanına girerken 5,2 milyon Filistinli ise BM Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu’nun çalışma alanındadır. 3,2 milyon kişi işe sığınmacı konumundadır
• 2015 yılı boyunca her dakika başında 24 kişi şiddet, baskı veya zulüm nedeniyle yaşam alanını terk etmeye mecbur kalmıştır

Bu konudaki istatistiklerin okunmasında yaşanan kavram kargaşasını önlemek adına, mülteci ifadesinin, zulüm endişesiyle ülkesinden ayrılan kişiyi nitelediğini belirtmek gerekir. Yerinden edilen kişi ise benzer endişelerle aynı ülke içinde yer değiştirenleri tanımlamaktadır.

Raporun giriş kısmında 2015 yılında zorla yerinden edilenlerin panoraması çiziliyor. Bu verilere göre 12,4 milyon kişi yaşam alanlarını terk etmeye zorlandı. Ayrıca 1996 yılında 37,3 milyon olan zorla yerinden edilen nüfusun, 2016 yılı itibariyle 65,3 milyona çıkmış olması son 20 yılında insanlık için ne kadar zorlu geçtiğini ortaya koyuyor. Bu sayının artışında özellikle Irak ve Suriye’deki çatışmalar ve Arap Baharı sonrasında yaşanan toplumsal gelişmelerin etkisi büyüktür.

2015 yılında en fazla mülteciye en sahipliği yapan ülke sırlaması ise şöyledir:

• Türkiye (2,5 milyon)
• Pakistan (1,6 milyon)
• Lübnan(1,1 milyon)
• İran (979 bin)
• Etiyopya (736 bin)

Mülteci krizi gelişmiş Avrupa ülkeleri içinde büyük tartışma, siyasal ve toplumsal çalkantılara sebep olsa da, bu listede sözkonusu ülkelerin hiçbiri yer almıyor. Yani dünyadaki mülteci meselesinin yükünü de gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler sırtlanıyor.

Zorunlu insan hareketliliği konusunda ise en kötü tablo Suriye’dedir. 2015 itibariyle 5 milyon Suriyeli mülteci durumundadır. 6,6 milyon Suriyeli ise ülke sınırları içinde yerinden edilmiştir. Ancak tüm dünyanın gözü Ortadoğu’dayken dünyanın diğer noktaları da benzer sorunlarla mücadele etmektedir. Orta Amerika’da; El Salvador, Guatemala ve Honduras’taki şiddet olaylarında kaçanları da kapsayan zorunlu göçler 2012 yılında 20,900 iken 2015 yılında 109,800’e yükselmiştir. Bu sayıların Ortadoğu ile kıyaslandığında az oluşu konunun gündeme gelme sıklığını da azaltıyor ama zorla yerinden edilen insan nüfusunun son 3 yılda 5 katına çıkmış olması durumun önemine işaret ediyor.

Diğer bir kriz bölgesi olan Yemen’de ise 2015 yılı sonu itibarıyla 169,900 kişi komşu ülkelere göç etmek zorunda kalmıştır. Ayrıca 2,5 milyon Yemenli de ülke içinde yer değiştirmeye mecbur bırakılmıştır. Bu sayının ülke nüfusunun yüzde 10’una denk geldiğinin de altı çizilmelidir. Ülkedeki çatışmalara rağmen Yemen ayrıca 267,200 Somalili mülteciye ev sahipliği yapmaktadır.
Raporda herhangi bir yakını olmadan yerinden edilmeye zorlanan çocukların durumuna da değinilmiştir. 2014 yılında bu çocukların sayısı 34,300 iken 2015 yılında sayı 98,400’e çıkmıştır. Bu çocukların suç şebekeleri tarafından istismar edilebileceği gerçeği de unutulmamalıdır.

Raporun bir diğer bölümünde ise mültecilere ait veriler yer almaktadır. Buna göre mülteci sayısı 2015 yılında (bir önceki yıla oranla 1,7 milyon artarak) 16,1 milyona çıkmıştır. Bu sayının 2011 yılında 10,4 milyon olduğu düşünüldüğünde son 5 yılda yaşanan yüzde 50’lik artış kaygı uyandırmaktadır. Ayrıca konunun sadece Suriye ile sınırlı olmadığını görmek için toplam mülteci nüfusunun coğrafi dağılımına bakmak da çok önemlidir. Buna göre Sahra Altı ülkeleri 4,4milyon mülteciye ev sahipliği yapmaktadır. Asya-Pasifik ülkeleri de 3,8 milyon mülteciyi barındırmaktadır.

Üçüncü Bölüm “Kuşatıcı Çözümler” konusuna odaklanmaktadır. Bu noktada mültecilerin insan hak ve özgürlüklerine dayanan bir yaşam inşa etmeleri için çalışmak MYK’nin ana görevi olarak tanımlanmaktadır. Bu misyonun politika uygulanması ise gönüllü geri dönüş, yerleştirme ve yerel entegrasyon uygulamaları ile hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca 2015’te çoğunluğu, Afganistan, Sudan ve Somalili olmak üzere 201,400 mülteci gönüllü olarak ülkelerine geri döndü. 2014 ile kıyaslandığında yaşanan iki katlık artış olumlu bir gelişme olarak sunulmaktadır.
Raporda sığınmacıların durumuna ilişkin bölümde BMMYK’ye 2015 yılında 2,45 milyon kişinin sığınma başvurusu yaptığı belirtilmiştir. Daha önceki yıllar ile kıyaslandığı bu, kurum tarihinde bir rekordur. En fazla başvuru alan ülkeler ise şu şekilde sıralanmıştır.

• Almanya(441 bin)
• Amerika Birleşik Devletleri (172 bin)
• İsveç (156 bin)

Türkiye ise 133 bin kayıtlı bireysel sığınma başvurusu almıştır. En çok sığınmacı başvurusu Suriye, Afganistan ve Irak’tan yapılmıştır. Bu başvuruların durumuna bakacak olursak; 672 bin sığınmacının mülteci statüsü aldığı, 491 bin başvurunun ise reddedildiği görülmektedir.

Raporda vurgulanan diğer bir husus da vatansız kişilerdir. Herhangi bir devletle vatandaşlık bağı olmayan ve bu nedenle eğitim, sağlık, çalışma gibi birçok temek haktan mahrum olan, diğer bir ifadeyle resmen “yok hükmünde” olan bu bireyler üzerinde özellikle durulmalıdır. Resmi kayıtlara göre günümüzde 3,7 milyon kişi 78 ülkede vatansız olarak yaşamaktadır. Ancak BMMYK’nin tahminlerine göre bu sayı en az 10 milyondur.

BREXIT: İNGİLTERE’DE IRKÇILIK TIRMANIYOR

İngiltere’de 23 Haziran günü sandıktan yüzde 52 ile AB’den ayrılma kararı çıktı ancak bu kararla, ülkedeki yabancı düşmanlığı da alevlendi

Tüm dünyanın gözü Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı alan İngiltere’de. Pek çok basın organına göre ise alınan bu kararla birlikte, ülkede göçmenlere yönelik nefret söyleminde tırmanış yaşandı. Kararın ardından ülkedeki aşırı sağ eğilimli sosyal medya kullanıcıları binlerce ırkçı ve nefret söylemi içeren mesaj paylaştı. Bu iletilerde özellikle ülkedeki Müslüman ve Polonyalılar hedef alındı. Ayrıca ülkede yaşayan yabancı kökenliler de sosyal medya üzerinden, referandumdan sonra yaşadıkları mağduriyet hikâyelerini anlattı.

Cambridgeshire bölgesinde, hem Lehçe hem İngilizce; “AB’den çıktık, şimdi haşere Polonyalıları gönderelim” yazan el ilanları dağıtıldı. Başkent Londra’da ise Polonya Kültür Derneği’nin duvarına ırkçı bir slogan yazıldı. Times gazetesinin haberine göre de Birmingham’da bir cami önünde “Tecavüzcü göçmenleri istemiyoruz” yazan bir pankart açıldı. Eylemcilerin gözaltına alındığı öğrenildi.
İngiltere’de kabineye giren ilk Müslüman kadın siyasetçi olan Muhafazakâr Partili Barones Sayeeda Warsi de yabancı kökenlilerin, sokaklarda durdurularak ülkeleri terk etmeleri yönünde tehditler aldığını söyledi.

Hafta sonu boyunca yüzden fazla benzeri suç işlendiği bildiriliyor. Bu durum İşçi Partili milletvekili Jess Phillips’i de harekete geçirdi. Milletvekili, ırkçı olaylarda bir önceki haftaya göre nasıl bir artış yaşandığına dair parlamentoya soru önergesi vereceğini açıkladı.

INTERPOL İNSAN KAÇAKÇILARINA KARŞI ALARMDA

Avrupa’ya insan kaçıran çetelerin geçtiğimiz yıl 5 milyar dolar gelir sağlamış olabileceğini açıklayan INTERPOL, bu çeteleri çökertmek için kolları sıvadı

Uluslararası Polis Teşkilatı INTERPOL Ortadoğu’daki çatışmalardan fayda sağlayıp Avrupa’ya yasa dışı yollarla göçmen götüren şebekelerin önünü kesmeye çalışıyor. INTERPOL, geride bıraktığımız yıl Avrupa’ya 1,4 milyon sığınmacının yasa dışı yollarla giriş yaptığını ve çetelerin bu kirli ticaretten 5 milyar dolar gelir elde ettiğini tahmin ediyor.

Bu şebekelerin çökertilmesi için INTERPOL, tüm Avrupa’ya çağrı yaptı. Bu kapsamda teşkilatın internet sayfasında şebeke lideri olduğu belirlenen 11 kişinin kimlik ve fotoğrafları yayınlandı.(http://www.interpol.int/layout/set/gallery/Media/Images/News/2016/2016-085/INFRA-HYDRA-targets) Teşkilat, bu kişileri tanıyan veya yerlerini bilenlerin yerel güçler aracılığıyla yardımını bekliyor. Şu ana kadar 26 çete lideri yakalanmış durumda. Teşkilat, ticaretin sona ermesi için uluslararası işbirliğinin önemine de vurgu yaptı.

Arananların başında gelen Romanyalı örgüt lideri Mariana Crucerescu’nun Macaristan ve Avusturya sınırlarından göçmen sokmak için kişi başına 3 bin avro aldığı düşünülüyor. Faslı bir çetenin de Suriyelilere sahte Belçika pasaportu vermek için kişi başı 12 bin avro aldığını belirtiliyor. Arnavut şebekenin ise, Fransa’dan İngiltere’ye botlarla kaçırdığı her kişi için 14 bin avro istediği öğrenildi.