Haberler

BREXIT: İNGİLTERE’DE IRKÇILIK TIRMANIYOR

İngiltere’de 23 Haziran günü sandıktan yüzde 52 ile AB’den ayrılma kararı çıktı ancak bu kararla, ülkedeki yabancı düşmanlığı da alevlendi

Tüm dünyanın gözü Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı alan İngiltere’de. Pek çok basın organına göre ise alınan bu kararla birlikte, ülkede göçmenlere yönelik nefret söyleminde tırmanış yaşandı. Kararın ardından ülkedeki aşırı sağ eğilimli sosyal medya kullanıcıları binlerce ırkçı ve nefret söylemi içeren mesaj paylaştı. Bu iletilerde özellikle ülkedeki Müslüman ve Polonyalılar hedef alındı. Ayrıca ülkede yaşayan yabancı kökenliler de sosyal medya üzerinden, referandumdan sonra yaşadıkları mağduriyet hikâyelerini anlattı.

Cambridgeshire bölgesinde, hem Lehçe hem İngilizce; “AB’den çıktık, şimdi haşere Polonyalıları gönderelim” yazan el ilanları dağıtıldı. Başkent Londra’da ise Polonya Kültür Derneği’nin duvarına ırkçı bir slogan yazıldı. Times gazetesinin haberine göre de Birmingham’da bir cami önünde “Tecavüzcü göçmenleri istemiyoruz” yazan bir pankart açıldı. Eylemcilerin gözaltına alındığı öğrenildi.
İngiltere’de kabineye giren ilk Müslüman kadın siyasetçi olan Muhafazakâr Partili Barones Sayeeda Warsi de yabancı kökenlilerin, sokaklarda durdurularak ülkeleri terk etmeleri yönünde tehditler aldığını söyledi.

Hafta sonu boyunca yüzden fazla benzeri suç işlendiği bildiriliyor. Bu durum İşçi Partili milletvekili Jess Phillips’i de harekete geçirdi. Milletvekili, ırkçı olaylarda bir önceki haftaya göre nasıl bir artış yaşandığına dair parlamentoya soru önergesi vereceğini açıkladı.

INTERPOL İNSAN KAÇAKÇILARINA KARŞI ALARMDA

Avrupa’ya insan kaçıran çetelerin geçtiğimiz yıl 5 milyar dolar gelir sağlamış olabileceğini açıklayan INTERPOL, bu çeteleri çökertmek için kolları sıvadı

Uluslararası Polis Teşkilatı INTERPOL Ortadoğu’daki çatışmalardan fayda sağlayıp Avrupa’ya yasa dışı yollarla göçmen götüren şebekelerin önünü kesmeye çalışıyor. INTERPOL, geride bıraktığımız yıl Avrupa’ya 1,4 milyon sığınmacının yasa dışı yollarla giriş yaptığını ve çetelerin bu kirli ticaretten 5 milyar dolar gelir elde ettiğini tahmin ediyor.

Bu şebekelerin çökertilmesi için INTERPOL, tüm Avrupa’ya çağrı yaptı. Bu kapsamda teşkilatın internet sayfasında şebeke lideri olduğu belirlenen 11 kişinin kimlik ve fotoğrafları yayınlandı.(http://www.interpol.int/layout/set/gallery/Media/Images/News/2016/2016-085/INFRA-HYDRA-targets) Teşkilat, bu kişileri tanıyan veya yerlerini bilenlerin yerel güçler aracılığıyla yardımını bekliyor. Şu ana kadar 26 çete lideri yakalanmış durumda. Teşkilat, ticaretin sona ermesi için uluslararası işbirliğinin önemine de vurgu yaptı.

Arananların başında gelen Romanyalı örgüt lideri Mariana Crucerescu’nun Macaristan ve Avusturya sınırlarından göçmen sokmak için kişi başına 3 bin avro aldığı düşünülüyor. Faslı bir çetenin de Suriyelilere sahte Belçika pasaportu vermek için kişi başı 12 bin avro aldığını belirtiliyor. Arnavut şebekenin ise, Fransa’dan İngiltere’ye botlarla kaçırdığı her kişi için 14 bin avro istediği öğrenildi.

Fransa’da Toplumsal Kutuplaşma

Fransa’da art arda yaşanan terör saldırılarına paralel olarak, yabancı düşmanlığı ve kutuplaşma da yükselişe geçti. Ülkede son olarak 13 Haziran’da bir teröristin, polis bir çiftin evini basarak onları 3 yaşındaki çocuklarının gözleri önünde öldürmesi toplumun bütün kesimlerinde tepkiye yol açtı. Ancak diğer pek çok saldırıda olduğu gibi yine olay istismar edilerek Müslüman toplumu ve mültecilere yüklenenler oldu. Bunun çarpıcı örneklerinden biri de Cumhuriyetçi Parti (Les Républicains) Milletvekili Guénhaël Huet’in 19 Haziran’daki sosyal medya paylaşımı. Huet, Twitter üzerinden yaptığı paylaşımında, Müslüman derneklerin polis çiftin öldürülmesine ilişkin protesto yürüyüşü yapmasının samimiyet göstergesi olup olmadığını sorguladı.

Saldırı ve beraberinde getirdiği gerilim üzerine ülkenin önde gelen gazetelerinden Le Figaro, 21 Haziran sayısında araştırmacı Mathieu Chaigne’nin kültürel ve dini kutuplaşmaya ilişkin gözlemlerini aktardığı yazısına yer verdi. Chaigne’ye göre DAİŞ, Fransa’ya açtığı savaşın psikolojik boyutunu kazanmış durumda. Bunun kanıtı olarak da Chaigne, Araştırma şirketi İPSOS’un verilerine başvuruyor. Şirketin yaptığı güncel araştırmalara göre Fransız nüfusunun dörtte biri alışkanlıklarını değiştirip kalabalık yerlerden (restoran, müze, taraftar buluşmaları vs.) uzak durmayı tercih ediyor.

Araştırma; aşırı sağcı Ulusal Cephe (Front National) seçmeninin yüzde 98’inin, Cumhuriyetçi Parti seçmeninin ise yüzde 73’ünün artık Fransa’da kendilerini evlerinde hissetmediğini ortaya koyuyor. Bu kişiler için göçmen akını, milli kimliklerine karşı bir tehlike. Ayrıca Chaigne’ye göre de Fransızların üçte ikisi artık topluma ırkçılığın hâkim olduğu görüşünde. Yine aynı verilere göre ankete katılan her 4 kişiden 3’ü İslam kurallarının dayatılmaya çalışıldığını düşünüyor. Araştırmanın en çarpıcı noktası ise; ankete katılanların yüzde 20’sinin İslam ve İslamcılık (yani terör endeksli din) arasında bir fark görmediklerini söylemeleri. Bu noktada Chaigne ise, bu bakış açısının iş savaşa neden olacağını savunuyor. Ancak aynı veriler kamuoyuna sunulanın aksine, Müslümanların sadece yüzde 2’sinin DAİŞ’e karşı olumlu bir bakış açısı olduğunu da gösteriyor. Chaigne yazısında, bir iç çatışmaya mahal vermemek için Fransız toplumunun birliğini inşa edecek bir çözüm bulunması gerektiği görüşünde.

Öte yandan Chaigne’in gazetede değinmediği ama ankette yer alan diğer çarpıcı sonuçlar ise şu şekilde;

• Küreselleşmenin Fransa için bir tehdit unsuru olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 58
• Fransa’da fazla yabancı olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 65
• Göçmenlerin uyum sağlamak için çaba göstermediğini düşünenlerin oranı yüzde 58. Buna rağmen bir göçmen için Fransa’ya entegre olmanın zor olduğunu düşünenler ise yüzde 53 düzeyinde
• Ulusal Cephe’nin demokrasi için tehlikeli olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 61
• İslam’ın kendi içerisinde şiddet barındırdığını düşünenler yüzde 41
• Ankete katılanların yüzde 18’ine göre Fransa direkt İslam’a karşı savaş veriyor

Günümüzde sadece Fransa değil, dünyanın pek çok ülkesi yıllar boyunca terör saldırılarına hedef oldu. Ancak bu ülkeler uluslararası arenada yalnız bırakılsalar da iç savaşa sürüklenmeden ırkçılığa geçit vermedi. Dolayısıyla terörle uluslararası mücadele noktasında ülkelerin, toplumun bütününü kucaklayan politikalar güderek samimiyet göstermesi gerekiyor.

http://www.lefigaro.fr/vox/politique/2016/06/21/31001-20160621ARTFIG00146-france-deja-la-guerre-civile.php

Fransa’daki Mülteci Kampı Tartışması

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yayınladığı rapora göre dünya genelinde 65,3 milyon kişi göçmen durumuna düşmek zorunda kalmıştır. Bu sayı aynı zamanda dünya tarihine üzücü bir rekor olarak da geçmiştir. Ancak göçmenler hayata tutunmak için coğrafi sınırları aşsa da, insanların zihinlerinde çizdiği engelleri aşamıyor. Maalesef pek çok ülkede olduğu gibi Fransa’da da mülteci kamplarının durumuna ilişkin tartışmalar var. Ülkedeki kamplara sığınan binlerce kişi en temel insan haklarından bile yoksun bırakılarak yaşam mücadelesi veriyor.

Fransa’da konunun en çarpıcı örneği 2015 yılında Calais kampında yaşandı. Kamptaki ihmaller nedeniyle aynı yıl Danıştay ilgili valilik ve belediyeye yaptırım uyguladı. Bu yılın başında ise Grande-Synthe beldesindeki mülteci kampının olumsuz koşulları Belediye Başkanı Damien Carême’yi harekete geçirdi. Ancak güvenlik gerekçeleri öne sürülerek belediyenin çalışmaları Nord Valisi tarafından engellendi. Bazı sivil toplum kuruluşlarının İnsan Hakları Danışma Komisyonuna başvurması üzerine ise inceleme başlatıldı. Bu sırada da Belediye Başkanı ve İçişleri Bakanlığı arasında kampın şartlarını iyileştirmek üzerine mutabakat sağlandı.

Mutabakata rağmen Komisyon, kampa ilişkin bir rapor yayınladı. Raporda Grande Synthe bölgesinin daha önce de Portekiz, İspanya, Fas ve Cezayir’den göç aldığı belirtiliyor. Bu nedenle bölge halkının yüzde 45’i (yaklaşık 22 bin kişi) göçmen asıllı. Ayrıca işsizlik oranı yüzde 25 olmasına rağmen halkın göçmenler için gösterdiği anlayışın memnuniyet verici olduğu ifade ediliyor. Komisyona göre, sunulan bilgi kirliliğinin aksine, son göçmen akınından bu yana suç oranında yükseliş olmamıştır.

Komisyon, kamptaki salgın hastalıklar ve ailesiz çocukların durumuna da değinmiştir. Öte yandan bin 500 kişi ile sınırlı olan kamp kapasitesinin aşıldığı ve kampta yaklaşık 2 bin 800 kişinin yaşam mücadelesi verdiği de hatırlatılmıştır.

Raporda mülteciler arasında (iyi sığınmacı-savaştan kaçanlar/kötü sığınmacı-ekonomik nedenlerden kaçanlar) bir ayrım gözetilmesinin de insan hakları ihlallerine sebebiyet verdiği vurgulanmıştır. İnsan Hakları Milli Danışma Komisyonu 20 Haziran 2016 tarihinde yayınladığı notunda ise Türkiye ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması’nın AB için bir şeref kaybı ve Birlik değerlerine ihanet olduğunu savunuyor.

Fransa’daki kampların durumu ve Geri Kabul Anlaşması’ndaki pürüzler göz önünde bulundurulduğunda, bu ülkedeki kampların iyileştirilmesi için işbirliğine gidilmesi de yeni bir alternatif olabilir.

Almanya’da Mültecilere Yönelik Saldırılar Ürkütücü Boyutta

Avrupa kıtasına yönelen mülteci dalgasına paralel olarak Almanya’da mültecilere yönelik saldırılar artıyor

Ülkelerindeki çatışmalardan kaçıp Avrupa’ya sığınan binlerce mülteci, ırkçı saldırılara hedef olmaktan kurtulamıyor. Federal Kriminal Dairesi’nin (BKA) paylaştığı son veriler de Almanya’daki saldırılarda yaşanan artışı gözler önüne seriyor. Thüringen Eyaleti Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın düzenlediği sempozyumda açıklanan verilere göre, bu yılın ilk yarısında mültecilerin kaldığı yurtlara yönelik 563 suç işlendi. Bunların 97’si “şiddet suçu” olarak tanımlanıyor. 51’i ise kundaklama. Ayrıca 4 cinayet teşebbüsü de engellendi. Geçtiğimiz yıl boyunca ise yaklaşık bin saldırı gerçekleştiği açıklanmıştı.

Öte yandan 2016 yılı itibariyle Federal Kriminal Daire, mülteci yurtları dışında, kamuya açık alanlarda gerçekleşen saldırıları da kayıt altına almaya başladı. Bu kapsamda elde edilen verilere göre, mülteciler 147’si “şiddet suçu” olmak üzere 824 farklı saldırıya maruz kaldı.

Bunlara ek olarak Daire, 2014-15 yıllarında saldırıların yüzde 50’sinin tek kişi, yüzde 42’sinin ise 2-5 kişilik gruplar tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı. Ancak BKA yetkilileri, tek kişinin düzenlediği saldırıların da arkasında polisin ulaşamadığı başka kişiler olabileceğini savunuyor. Ayrıca saldırganların yüzde 42’sinin sabıka kaydı bulunmaması ve bu kişilerin üçte ikisinin radikal görüşlü olmaması dikkat çekiyor.

Maalesef mülteciler dışında, bu konuyla ilgilenen milletvekili, polis ve sosyal görevliler de saldırıya uğruyor. 2016’nın ilk 6 ayı boyunca bu kişilere yönelik, başta hakaret ve tehdit içeren saldırılar olmak üzere 202 vaka kayıtlara geçti. Yardım kuruluşları ve gönüllülere karşı da 3’ü “şiddet suçu” sayılan 76 saldırı tespit edildi.

BKA, Almanya genelindeki ev ve yurtlara yerleştirilen 1 milyondan fazla mültecinin de benzer saldırılara maruz kalmasından endişe ediyor. Ele alınması gereken başka bir konu ise, BKA’nın 2016’nın diğer yarısına ilişkin hiçbir öngörü de bulunamaması.

Leipzig Üniversitesi’nden “Aşırı Sağcılık” Araştırması

Araştırmaya göre ülkede aşırı sağ eğilimler tırmanışa geçti

Almanya’daki Leipzig Üniversitesi’nin 2002 yılından bu yana her 2 yılda bir düzenli olarak yürüttüğü araştırma, ülkede yabancı düşmanlığının tehlikeli boyutlara ulaştığını ortaya koydu. Bu sene, Otto Brenner, Rosa-Luxemburg ve Heinrich-Böll vakıflarının da destek verdiği çalışma, ülkede Müslüman, Roman, mülteci ve eşcinsellere yönelik nefretin tırmandığını gösterdi.

Araştırmaya katılanların yaklaşık yüzde 50’si Almanya’daki Müslüman nüfusu nedeniyle kendilerini ülkelerinde yabancı gibi hissettiğini söyledi. Bu kişilerin oranı 2014’te yüzde 43’tü.

Romanların suça eğilimli olduğunu düşünenleri oranı ise yüzde 44’ten, 58’e yükselmiş durumda. Ayrıca Romanların şehir merkezlerinden tahliye edilmesini isteyenlerin oranı da yüzde 50’ye yakın. Araştırmaya katılanların yüzde 80’i, Berlin yönetiminin sığınma başvurularında daha katı politikalar benimsemesi gerektiği görüşünde.

Aşırı sağcılar kendilerini temsil edecek güç olarak da Almanya İçin Alternatif Partsi’ni (AfD) görüyor. Araştırmaya katılan aşırı sağcıların yüzde 89’u AfD destekçisi. Bu kişilerin de yüzde 85’i kendilerini Müslümanlar nedeniyle ülkelerinde yabancı hissediyor. Ayrıca AfD sempatizanlarının yüzde 71’i Almanya’yı “tehlikeli biçimde yabancılaşmış” buluyor.

Leipzig Üniversitesi’ne göre de önyargı ve nefretin sebebi aşırı sağcı partiler değil. Partiler sadece; topluma yerleşmiş olan görüşlerin meşru zeminini oluşturuyor. Her zaman var olan yabancı düşmanlığı ve aşırı sağcılık bu partiler aracılığıyla daha görünür hale geliyor. Öte yandan üniversitenin, bu araştırmaya ayrı bir bölüm olarak İslam düşmanlığı gibi önemli konuyu dâhil etmemesi de eleştiri konusu olmuştur.