Haberler

2019 Staj Programı

2010 yılında kurulan Göç Araştırmaları Vakfı (GAV), öncelikli olarak yurtdışında yaşayan Türk toplumunun dil ve kültür birikimi, sosyal, kültürel ve siyasi meseleleri ve yaşadıkları ülkelerin katılım/uyum/asimilasyon politikalarına ilişkin araştırmalar yapmayı, çözüm önerileri geliştirmeyi, bu amaçlar doğrultusunda kamuoyu oluşturmayı ve karar alıcıları bilgilendirmeyi hedeflemektedir.

Bununla birlikte Vakıf, anavatanı ile bağlarını sürdüren bu toplumun Türkiye’de kamu hizmetlerinden sosyal ve kültürel konulara kadar karşılaştığı sorunları yakından takip ederek, bu sorunları ortadan kaldıracak çözümler üretmeyi, yurtdışındaki toplumumuzun tecrübelerinden hareketle Türkiye’de iltica ve göç konularına ilişkin çalışmalar yapmayı ve katılım politikalarına destek vermeyi amaçlamaktadır.

Türkiye’deki göçmen ve mültecilere ilişkin konuları da Göç Araştırmaları Vakfı’nın çalışma alanları arasındadır.

Göç Araştırmaları Vakfı’nın çalışma alanlarını daha yakından tanımak ve çeşitli birimlerde deneyim elde etmek istiyorsanız.

  • Göç ve diasporaya ilişkin konularda çalışmalar yürütmek istiyorsanız,
  • Motivasyonunuz yüksek ve yeni şeyler öğrenmek istiyorsanız,
  • Analitik düşünme yeteneğinizi geliştirmek, göç ve diaspora çalışmalarında yöntem bilginizi artırmak istiyorsanız,
  • Kurumsal işleyiş, network, bireysel zaman yönetimi ve iş takibi gibi konularda deneyim kazanmak istiyorsanız,

başvurularınızı bekliyoruz.

Staj Takvimi
GAV güz, bahar ve yaz dönemi olmak üzere yılda üç kez stajyer kabul etmektedir.

Staj Programı
Staj süresince katılımcılar; temel göç konuları ve akademik yazım kurallarına ilişkin eğitim görecektir. Buna ek olarak stajyer tarafından staj süresi boyunca tamamlanması istenen iş kalemleri aşağıda sıralanmıştır:

  • Gündem takibi
  • Bilgi notu
  • Kitap tahlili
  • Sunum
  • Etkinlik organizasyonu
  • Proje çalışmaları

 

SON BAŞVURU TARİHİ: 1 Şubat 2019

Göç ve Diaspora Akademisi İhtisas Seminerleri ile başlıyor.

Son Başvuru Tarihi: 20 Ocak 2019

Göç ve Diaspora Akademisi, bütüncül bir bakışla göç konusunu akademik yaklaşım, politik uygulama ve sosyolojik sonuçları ile ele alan, yurtdışında yaşayan Türk diasporasını ilgilendiren meseleleri farklı açılardan, derinlemesine irdeleyen bir eğitim ve araştırma ortamıdır.
Akademi bünyesinde her yıl farklı düzeylerdeki katılımcılara yönelik alt eğitim modülleri oluşturulmaktadır. Göç ve diaspora konularına giriş derslerini içeren Temel Eğitim Programı, alan uzmanı yetiştirmeyi amaçlayan İhtisas Seminerleri ve belirli hedef grupları için tematik Yaz-Kış Okulları akademinin alt modüllerini oluşturmaktadır.

Akademimiz bu sene ilk olarak İhtisas Seminerleri ile kapılarını bu alanda uzmanlaşmak isteyen adaylara açmaktadır. İlgili konular üzerinde çalışan uzman ve akademisyenlerin yönetiminde düzenlenen İhtisas Seminerleri, üniversitelerin lisans, yüksek lisans ve doktora programlarına kayıtlı öğrenciler ve bunun yanı sıra kamu kurum ve kuruluşlarında görevli uzmanlara/ilgililere yönelik hazırlanmıştır. Seminerlerin temel amacı ise göç ve diaspora başlıklarını eğitim, kültür, siyasal katılım, entegrasyon politikaları, dil ve kimlik gibi birçok farklı perspektiften değerlendirerek bu alanda uzman insan kaynağı yetiştirmektir.

İhtisas seminerlerimiz 23 Şubat – 18 Nisan 2019 tarihleri arasında düzenlenecektir.

Seminerler ve hatipler hakkında daha fazla bilgi için buraya tıklayarak akademi broşürüne ulaşabilirsiniz.

 

1. Batı Avrupa Ülkelerinde İslam ve Müslümanların Kamusal Alanda Kabulü (2 Mart – 14 Nisan 2019, 3 Hafta Sonu, 10:00-15:00)

2. Diaspora Politikalarının Gelişimi ve Türkiye’nin Diaspora Politikası (23 Şubat-5 Nisan 2019, Her Cumartesi, 15:00-17:00)

3. Müslüman Azınlıklara Yönelik Ötekileştirme ve Ayrımcılık (23 Şubat-13 Nisan 2019, Her Cumartesi, 10:00-12:00)

4. Suriye Mülteci Krizi: Bölgesel Çabalar ve Uluslararası Tepkiler (27 Şubat-20 Mart 2019, Her Çarşamba, 18:30-20:30)

5. Uluslararası Göç Politikaları ve Türkiye Tecrübesi (28 Şubat-18 Nisan 2019, 8 Hafta, Her Perşembe, 18:30-20:30)

6. Türk Diasporasında Dil, Kültür ve Kimlik (25 Şubat-8 Nisan 2019, İki haftada bir, Pazartesi, 18:30-21:00)

7. Türk Diasporasında Dini Kimlik (23 Şubat-13 Nisan 2019, Her Cumartesi, 10:00-12:30)

8. Türk Dış Göç Tarihi ve Türk Diasporasının Oluşumu (21 Şubat-11 Nisan 2019, Her Perşembe, 18:30, 20:30)

Seminerlere kimler başvurabilir?İhtisas Seminerlerine bu konulara ilgi duyan ve bu alanlarda okuma ve araştırma yapan lisans son sınıf, ve lisansüstü öğrencileri ile ilgili alanlarda özel ve kamu kuruluşlarında çalışan uzmanlar başvurabilir.

Başvurular nasıl gerçekleşiyor?

Başvurular belirtilen tarihler arasında Göç Araştırmaları Vakfı’nın internet sayfası üzerinden gerçekleştirilecektir.

Başvuru sonrası değerlendirme süreci nasıl işliyor?

İlan edilen son başvuru tarihinin ardından adaylar ön değerlendirmeye tabi tutulacak ve sonrasında e-posta yoluyla mülakata davet edilecektir.

İhtisas seminerlerine katılım ücretli midir?

Seminerlerin tamamı ücretsizdir.

Katılımcılardan neler bekleniyor?

Seminerlere yüzden 80 oranında katılım mecburiyeti vardır. Seminerler kapsamında verilen okumaları zamanında yapılması beklenmektedir. Ayrıca katılımcılar seminerlerin sonunda makale hazırlamakla yükümlüdürler.

Program sonrasında sertifika veya katılım belgesi veriliyor mu?

Derslere öngörülen oranda katılım sağlayan ve şartları yerine getiren katılımcılara program sonrasında sertifika/katılım belgesi takdim edilecektir.

Kartepe Zirvesi 2018

Paydaşı olduğumuz Kartepe Zirvesi 26-27-28 Ekim’de Kocaeli’nde gerçekleşecektir. “Göç, Mültecilik, İnsanlık” başlığı altında birçok konferans, çalıştay ve panelin gerçekleştirileceği zirve toplumsal sorunlara çözüm üretmeyi hedefliyor. Zirve hakkında daha geniş bilgiye aşağıdaki program akışından ulaşabilirsiniz.

(daha&helliip;)

Türkiye, Sığınmacılara Ev Sahipliğinde Birinci Sırada

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) açıkladığı verilere göre;  en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke Türkiye oldu.

Türkiye’deki sığınmacı sayısı tüm Avrupa’da yaşayan toplam sığınmacı sayısını geçti

BMMYK verilerine göre; Avrupa’nın tamamında sığınmacı sayısı; 3 milyon 680 bin 215 iken Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı sığınmacı sayısı ise 3 milyon 789 bin 320.

BMMYK, ülkelere göre sığınmacı sayılarını şu şekilde listeledi:

Türkiye; 3 milyon 879 bin 320

Almanya; 1 milyon 413 bin 127

Fransa; 401 bin 729

İtalya; 354 bin 698

İsveç; 327 bin 7099

Letonya; 234 bin 296

Avusturya; 172 bin 570

Birleşik Krallık; 162 bin 299

Hollanda; 111 bin 629

Yunanistan; 83 bin

Estonya; 80 bin 769

Belçika; 68 bin 623

İspanya; 54 bin 028

Danimarka; 47 bin 927

Finlandiya; 26 bin 704

Polonya; 25 bin 965

Bulgaristan; 21 bin 956

Güney Kıbrıs; 21 bin 063

İrlanda; 12 bin 539

Hırvatistan; 11 bin 855

Malta; 9 bin 389

Macaristan; 6 bin 508

Çek Cumhuriyeti; 5 bin 957

Romanya; 5 bin 702

Litvanya; 5 bin 029

Lüksemburg; 3 bin 624

Slovakya; 2 bin 480

Portekiz;bin 682

Slovenya; 892

Kaynak: BMMYK

Merve Şerbini Katliamı

 Merve Şerbini’nin Almanya’da uğradığı ırkçı saldırıda hayatını kaybetmesinin üzerinden tam 9 yıl geçti… Ancak aradan geçen zamanda ne Avrupa’daki göçmenlerin hedef olduğu ırkçı saldırılarda azalma görüldü, ne de göçmenlerin içindeki saldırı endişesi ortadan kalktı.

Bugün uğradığı ırkçı saldırı karşısında hakkını ararken katledilen 32 yaşındaki eczacı Merve Şerbini’nin ölüm yıldönümü.

Mısır kökenli Şerbini ve eşi Elwy Okaz’ın Almanya macerası 2005 yılında Okaz’ın doktora çalışmaları için Dresden’e yerleşmeleriyle başladı. Ancak bu macera 2008 yılında kâbusa dönüştü.

Hedef olacağı saldırıdan habersiz 3 yaşındaki oğlunu parka götüren Şerbini, 28 yaşındaki Alex W.’den oğlu için salıncakta yer istedi. Ancak ricası, korkunç küfür ve hakaretlerle karşılandı. Rus asıllı Alman Alex W., genç kadına küfürler savurarak Merve Şerbini’yi “terörist” olmakla suçladı ve onların Almanya’ya ait olmadığını söyledi. Bu çirkin hakaretlere şahit olan bir kişi de Şerbini lehine tanıklık yaparak onun şikâyette bulunmasına yardımcı oldu. Yargıya taşınan olay, ırkçı saldırganın 780 avro para cezası almasıyla sonuçlandı ancak verilen cezayı yetersiz bulan savcı dosyayı bir üst mahkemeye taşıdı.

Bir üst mahkemedeki yargı süreci ne yazık ki adalet arayışında olan Şerbini’nin sonu oldu… Mahkeme salonunda ifade veren genç kadın, yerine geçerken herkesin gözleri önünde Alex W. tarafından 18 yerinden bıçaklanarak katledildi. Eşinin yardımına koşan Elwy Okaz ise polisler tarafından saldırgan sanılarak 2 yerinden vurularak yaralandı. Herkesin gözleri önünde can veren Şerbini’nin 3 aylık hamile olması ise vicdanları bir kez daha yaraladı.

Şerbini, memleketi İskenderiye’de törenle toprağa verildi, törende onlarca kişi Avrupa’nın en ileri ülkelerinden birinde yaşanan trajik olay için gözyaşı döktü. İlerleyen günlerde ise olay Mısır gündeminden düşmedi. Düzenlenen protesto gösterilerinde Alman ürünleri için boykot çağrıları yapıldı ancak akıllardaki sorular cevaplarını hiçbir zaman bulamadı.

Irkça saldırı karşısında Alman basını ve siyasetçileri ise uzun süre sessizliğini korudu. Uluslararası toplumdan gelen tepkiler üzerine harekete geçen Alman gazeteleri katliama ”münferit bir olay” gözüyle baktı ve katilin, Rus asıllı Alman olması üzerinde durdu. İlk günlerde böyle bir olay yaşanmamış gibi davranmayı tercih eden siyasilerden ise daha sonra kınama açıklamaları geldi. Ayrıca bazı isimler Dresden’de düzenlenen sembolik cenaze törenine de katıldı. Ancak siyasetçiler, geç atılan bu adımlar nedeniyle eleştiri oklarına hedef olmaktan kurtulamadı.

Biz de bu acının yıl dönümünde Şerbini ve tüm ırkçı saldırı kurbanları için adalet diliyoruz.

NSU’nun Bilinen 3. Kurbanı: Süleyman Taşköprü

Almanya’nın Hamburg kentinde yaşayan Süleyman Taşköprü, tam 17 yıl önce aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütünün hedefi oldu. 27 Haziran 2001 yılında, kendisine ait manav dükkanında acımasızca öldürülen Taşköprü henüz 31 yaşındaydı. Süleyman Taşköprü, NSU’nun bilinen üçüncü kurbanı oldu.

Olayın ardından Alman medyası ve polisi diğer olaylarda olduğu gibi Taşköprü’nün de ırkçı bir cinayet kurbanı olduğunu düşünmedi. Aksine kara para aklama,  aile içi hesaplaşma ve mafya ilişkisine kadar birçok iddia ortaya atıldı.

NSU cinayetleriyle ilgili yargı süreci ancak 2013 yılına gelindiğinde başlatıldı. NSU davasında beş yıldır sonuç alınamaması ve yaşanan olayların vaktinde soruşturulmaması, güvenlik birimlerine olan güveni sarstı. Davada, örgütün hayattaki tek üyesi Beate Zschäepe ile örgüte yardım ve yataklık yapan 4 kişi yargılanıyor. NSU, 8’i Türk 10 cinayet, 2 bombalı saldırı ve 15 banka soygunundan sorumlu tutuluyor.

Bugün gelinen noktada NSU kurbanlarının yakınları hala örgütün devlet bağlantısının ve arka plandaki destekçilerinin biran önce ortaya çıkarılmasını bekliyor.

Bu acının yıldönümünde tüm ırkçı saldırı kurbanlarını anıyor ve NSU yapılanmasının bir an önce çözülerek gereken adaletin sağlanmasını temenni ediyoruz.