Genel

ALF’den Suriyeli çocukların eğitimine ilişkin rapor

[pdfviewer width=”100%” height=”849px” beta=”true/false”]http://gocvakfi.org/wp-content/uploads/2018/01/fnfturkiyerapor.pdf[/pdfviewer]

Almanyalı Türkler ile Almanların ilişkisi kötüleşti

Almanya’da yapılan bir anket çalışması, ülkede yaşayan Türkler ile Almanlar arasındaki ilişkilerin giderek kötüleştiğini ortaya çıkardı.

Data 4U adlı bir kamuoyu araştırma şirketi tarafından 2800 Türkiye kökenli vatandaşla yapılan anket çalışmasına göre, Türkiye ile Almanya arasında yaşanan siyasi gerginlikler, Almanya’da yaşayan Türkler ile Almanlar arasındaki ilişkiler üzerinde de olumsuz bir etkiye sahip.

Ankete katılanların yüzde 52’si ikili ilişkilerin genel anlamda kötüleştiği görüşünü taşıyor. Bunun temel sebebi olarak yüzde 59’luk bir kesim, iki devlet arasındaki siyasi gerginlikleri gösterirken, yüzde 53’ü de medyada çıkan haberlerin bu konuda belirleyici bir role sahip olduğunu düşünüyor. Olumsuz anlamdaki kişisel tecrübeleri sebep olarak gösterenlerin sayısı ise oldukça az.

Öte yandan ankete katılanların yüzde 12’si, Almanya’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştirileri haklı bulurken, yüzde 44 oranında bir kesim ise tam aksini düşünüyor. Buna karşılık Almanya’da kendilerini iyi hissettiklerini ifade edenlerin oranı da oldukça yüksek.

 

Belçika’daki okullarda anadil yasağı kalkıyor

Belçika’daki devlet okullarında uzun zamandır uygulanan derste ve teneffüslerde anadilde konuşma yasağı artık kalkıyor.

La Libre Gazetesinin haberine göre Belçika Devlet Okulları İdaresi (GO!, onderwijs van de Vlaamse Gemeenschap) Flaman Bölgesi’nde devrim niteliğinde bir karara imza attı. Anadili Flamanca olmayan öğrencilere, devlet okullarında kendi dillerinde konuşma hakkı tanındı.

Karara imza atan yetkililer, evde Flamanca konuşmayan öğrencilerin sayısının oldukça fazla olduğunu belirterek, yasağın kaldırılmasının gerekliliğine dikkat çekti.  İstatistiklere göre, her altı öğrenciden biri evde farklı bir dilin konuşulduğu göçmen kökenli bir aileden geliyor.

Konuyla ilgili açıklama yapan GO! yöneticilerinden Raymonda Verdyck, yasağın kalkmasıyla öğrencilerin kendilerini daha iyi hissedeceklerini ve böylece öğrenme süreçlerinin olumlu yönde etkileneceğini belirtti. Ayrıca yetkililer, kararın entegrasyon sürecine de katkı sağlayacağını düşünüyor.

Öte yandan aşırı sağcı Yeni Flaman İttifakı Partisi (N-VA) milletvekili ve partinin eğitim uzmanı Koen Daniels ise karara tepkili. Flamanca dilinin önemine dikkat çeken Daniels, yasağın devam etmesi gerektiğini savundu.

Uzmanlar karardan memnun

Gent Üniversitesi profesörlerinden Piet Van Avermaet, öğrencilere anadilde konuşma hakkı tanınmasının Falancayı öğrenmek için de bir yol olabileceğini ifade etti.  Avermaet, “Örneğin matematik dersinde bir Türk öğrencinin öğretmeni anlamadığını varsayalım. Başka bir Türk öğrenci konuyu Türkçe açıklarsa, o öğrenci bunu anlayabilir ve sonrasında öğretmenine bunu Flamanca olarak ifade edebilir, böylece öğrenmiş olur” şeklinde konuştu.

Karardan memnun olan pek çok uzman, öğrencilerin anadillerini konuşabilmesinin öğrenim hayatlarını olumlu yönde etkileyeceği görüşünü savunuyor.

 

Fransa’da ayrımcılık işgücünde de yaygın

Fransa’da işe alımlarla ilgili yapılan bir araştırma, ayrımcılığın istihdam alanındaki boyutunu gözler önüne serdi.

Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (CNRS)  ve ırkçılık karşıtı bir kuruluş olan SOS Racisme, Fransa’daki belli başlı iş sektörlerinde ayrımcılıkla ilgili bir araştırma gerçekleştirdi. Kasım ayında yayınlanan araştırma sonuçları, işverenlerin başvuruda bulunanların profillerine göre değerlendirme yaptığını bir kez daha gösterdi.

Araç sigortalama, tamamlayıcı sağlık hizmetleri, araç alım-satımı, emlak, mesleki eğitim gibi çeşitli sektörlerde gerçekleştirilen araştırmada farklı köken ve yaştaki kişilerin iş başvurularına verilen cevaplar değerlendirildi.

Araştırma kapsamında bahsi geçen sektörlerdeki şirketlere 15 bin başvuru gönderildi. Şirketlerin verdiği cevaplara göre, başvuruda bulunanların, yaş, köken, cinsiyet ve yaşadıkları yere göre ayrımcılığa maruz kalıp kalmadıkları araştırıldı.

Araştırma sonuçlarına göre, Afrika kökenli adaylara özellikle de Afrika kökenli kadınlara verilen olumlu cevap oranı, Fransız kökenli adaylara verilen olumlu cevap oranından çok daha düşük. Bununla beraber, işe alımlarda siyasi mahallelerde yaşayan adayların şansı diğer adaylara göre oldukça az.

Örneğin, emlak sektöründe işe başvuran adaylardan, Fransız kökenli erkeklere yüzde 56,8 oranında olumlu cevap verilirken, Afrika kökenli adaylara verilen olumlu cevap oranı yüzde 49,3’te kalmış durumda. Politik olayların yaşandığı mahallelerde yaşayan Afrika kökenli adaylar için ise bu oran yüzde 46,3’e düşüyor.

SOS Racisme başkanı Dominique Sopo’ya göre sonuçlar, “önyargıların” sonuçlarının göstergesi. Sopo, önyargıların yıkılması ve ayrımcılığın ortadan kalkması için daha önemli çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çekiyor.

 

BM: Vatansız azınlıklar, ayrımcılık ve şiddete maruz kalıyor

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin son çıkan raporu, vatansız azınlıklara yönelik ayrımcılık, dışlanma ve baskıyı açıkça ortaya koydu.

BM’nin “Burası bizim evimiz: Vatansız azınlıkların vatandaşlık arayışı” adlı raporunda vatansız azınlıkların ötekileştirmeye ve şiddete maruz kaldığı, yerlerinden edildiği, temel haklarından yoksun bırakıldığı gözler önüne serildi. Rapora göre, vatansızların yüzde 75’inden fazlasını oluşturan azınlık gruplar, dünyanın her yerinde dışlanıyor ve ayrımcılık görüyor.

Şiddet ve ayrımcılık gerçeğinin raporda yer bulmasının ardından Birleşmiş Milletler tüm dünya ülkelerine acil eylem çağrısında bulundu.  Eğer önlem alınmazsa azınlıklara yönelik yapılan ötekileştirme ve ayrımcılığın; istikrarsızlık, güvensizlik ortamı yaratacağı ve korkuya neden olacağı konusunda devletleri uyaran BM, devletlerden herkes için eşit vatandaşlık hakkını sağlamalarını istedi.

Vatansızların, vatandaşların sahip olduğu temel haklardan başka bir şey istemediğini belirten Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Flippo Grandi, tıpkı Mynanmar’da yaşayan Müslüman Rohingyalar gibi diğer azınlıkların da, derin ayrımcılığa uğradığını ve temel haklardan yoksun olduğunu vurguladı.

Grandi’ye göre, son yıllarda bu sorunun çözümüne ilişkin önemli adımlar atıldı. Ancak diğer taraftan zorla yerinden etme ve keyfî vatandaşlıktan çıkarma gibi eylemlerin de artış göstermesi, durumu daha kötü bir hâle getirmekle beraber, çözüm için atılan adımları da sekteye uğrattı. Grandi, herkese eşit vatandaşlık hakkının ısrarla savunulması gerektiğinin altını çizerek, devletlerin vatansızlara hakların tanınması konusunda hızlı ve kararlı olmasını istedi.

Haymatlos olarak da bilinen vatansız kimseler, hiçbir ülkenin vatandaşlığında olmayan kişilere deniyor. Vatansızların hakları 1954 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen Vatansız Kişilerin Statüsüne Dair Sözleşme çerçevesinde korunuyor. Şu anda dünyada 3 milyon 687 milyon vatansız bulunuyor.

 

Fransa’da ayrımcılık: toplumsal duyarlılık ne düzeyde?

Fransa’da ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele temalı bir araştırma, ülkede yabancılara ilişkin toplumsal duyarlılığın seviyesini ölçerek önemli sonuçlara ulaştı. Fransız toplumu, bireysel olarak yabancıların haklarına çoğunlukla duyarlı kalsa da konu siyasal katılıma ve kamu kurumlarında istihdama gelince tavır değişiyor.

Fransa’da ırkçılık ve ayrımcılık karşıtı bir sivil toplum kuruluşu olan Maison des Potes Ekim ayında “Fransa’da Ayrımcılıkla Mücadele” temalı bir araştırma yürüttü.

Harris Interactive tarafından Maison des Potes için yapılan araştırma, “Fransa’da ayrımcılıkla mücadeleye yönelik sunulan çeşitli tedbir önerileri nasıl algılandı?” sorusunun cevabını aradı. 18-19 Ekim 2017 tarihinde, 18 yaş üstü 1141 kişiyle gerçekleştirilen araştırma sonuçları ise rapor hâline getirildi.

Toplumsal duyarlılık seviyesi

Araştırma kapsamında katılımcılara, köken, milliyet, cilt rengi veya din ile ilgili ayrımcılığa karşı mücadele etmek için olası bazı öneriler sunularak bunlara katılıp katılmadıkları soruldu.

Bunların başında Avrupa’da köken, uyruk, ten rengi veya din ile ilgili ayrımcılık yapan işverenler için hukuki yaptırımların artırılıp artırılmaması gerektiği sorusu geliyor. Bu fikre Fransız katılımcıların yüzde 83’ü olumlu bakarken, yüzde 17’si katılmadığını belirtiyor.

Herkes için eşit işe eşit ücret verilmesi gerektiği fikrine ise katılımcılar önemli bir oranda olumlu bakıyor. Buna göre, Fransızların yüzde 82’si eşit iş karşılığında yabancıların da eşit ücret alması konusuna olumlu bakıyor.

Diğer taraftan Avrupa’da yasal olarak çalışan yabancı işçilerin, kamu kurumlarında da istihdam edilmesi fikrine katılımcıların yüzde 50’si “evet”, yüzde 50’si “hayır” cevabını vermiş durumda.

Siyasal katılım konusunda da toplum bölünmüş görünüyor. Avrupa’da 5 yıl kalan yabancıların seçimlerde oy kullanması ve siyasî katılım fikrine, katılımcıların sadece yüzde 47’si “evet” cevabını veriyor.

Araştırma sonuçları, Fransız toplumunun yabancı çalışanların haklarıyla ilgili duyarlılığının yüksek olduğu konusunu ortaya koysa da konu resmî ve siyasî kurumlara ve konulara geldiğinde tablonun değiştiği görülüyor. Fransızların yabancıların kamu kurumlarında çalışmasını ve siyasal yaşama katılımlarını genel anlamda desteklemediği ortaya çıkıyor.